Showing posts with label yorum. Show all posts
Showing posts with label yorum. Show all posts

Monday, January 07, 2013

Facebook bilgeleri üzerine bir güzelleme




Güzel söz paylaşma merakı
Twitter’da ve Facebook’ta her gün çokça rastladığımız bir yerlerden apartılan güzel sözlerden artık fena halde daral geldi. Örneğin Mevlana sözlerini paylaşmak Facebook’ta pek moda. Ancak bir sözü paylaşana bakıyorum, bir de paylaştığı sözü okuyorum... Birbiriyle kel alaka! 


Kör cehalet insanı çirkinleştirir
Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verilecek cevabım vardır
Lâkin lafa bakarım laf mı diye
Adama bakarım adam mı diye...

Mevlana


Arkadaş listemde bulunan ve ne yazık ki “yalancılıklarına” yakınen tanık olduğum insanların paylaştıkları sözlere bakarsanız, dünyanın en kusursuz insanları onlar! Herkes eğri, bir onlar doğru! 
Facebook’a bakarsanız kimsenin bir kusuru yok. Herkes mükemmel ve ideal bir hayat yaşıyor. Halbuki söylediğiniz sözler ile eylemleriniz birbiriyle uyuşmazsa sizi tanıyan insanların gözünde değeriniz gün geçtikçe azalıyor ve zamanla arkadaş listelerinden siliniyorsunuz.

Kopyala+yapıştır bir hayat tarzı
Bir de sıkı profil takipçileri var. Bu kişiler başkalarının profillerinde gördükleri güzel sözleri heyecanla beğenip, “ayıldım, bayıldım” gibi yorumlarla paylaşıp sözü ne kadar beğendiklerini ifade ediyor. Yorumun sonuna ise nokta yerine  “çaldım” koyup, profillerinde başka kişilerden aparttıkları güzel sözlerle sükse yapmaya çalışıyorlar. Bu alışkanlık zamanla bir karaktere dönüşüyor. Habire profillerinde başkalarının sözlerini paylaşanlar, zamanla düşünme ve kendini ifade etme yeteneklerini de kaybediyor. Sanal dünyada oluşturulmaya çalışılan imajlar, gerçek hayattaki kişilikleri yok ediyor. Ne kadar yalancı, karaktersiz kimse varsa sanal dünyada kendini aklıyor, ideal kişiliklere bürünüyor.

Thursday, March 03, 2011

Blogger'ların suçu ne?


Ne yazacağımı bilemiyorum.
Yazıyorum, siliyorum…
Tekrar yazıyorum, tekrar siliyorum…
Bu işin mantıklı bir açıklaması yok çünkü.
20-30 kişi korsan olarak Lig Tv yayını yapıyor diye binlerce insanın cezalandırıldığı nerede görürülmüş?
Resmen toplu katliam!…
“Burası Türkiye, burada herşey mümkün” şeklindeki mırıldandığınızı duyar gibiyim…
***
Haberi duyunca inanamadım, inanmak istemedim.
Benim internet sitem kapatılmadı  ama (kapatılmayacağının garantisi yok)  kapatılan siteler için gerçekten çok üzüldüm.
Hayatında 90. dk maç izlememiş bir çok kadın blogger da sansür kurbanı oldu.
Mağdurelerin suçu kabahatler kanununa göre;
Yemek tarifi vermek…
Dantel örneklerini paylaşmak…
Çocuğunun gelişimini yazmak…
İçini dökmek…
Ve giydiği kıyafetleri cümle aleme ifşa etmek!…
***
Günümüz dünyasında teknoloji hızla bilgiye erişimi kolaylaştırırken, malesef hala ülkemizde Ortaçağ zihniyeti hüküm sürüyor…
Hal böyle olunca haliyle uzaya ancak tüp reklamlarında çıkabiliyoruz.
Gene de belli olmaz belki Amerikalılar yoğun ısrarlarımıza dayanamayıp, torpil kontenjanından bir astronotumuzu uzaya götürürler…
Umutsuzluğa kapılmayalım gene de… Gün doğmadan neler doğar!..
***
Kendi kendime soruyorum: Her şey değişirken yasakçı zihniyet neden değişmiyor?
Neden bir kaç kişinin hatalı davranışlarının faturasını binlerce kişi ödemek zorunda kalıyor?!
Neden demokratikleşemiyoruz?
Ve en önemlisi yasakçı zihniyetlere düşünce özgürlüğümüzü gasp etme hakkını kim veriyor?
Blogspot.com ve diğer blog servisleri bizlere düşüncelerimizi özgürce ifade edebilme şansı tanıdı. Tecrübelerimizi, hayat görüşüşümüzü ve hayallerimizi bu servisler üzerinden milyonlarca kişiyle paylaşma imkanına sahip olduk. Bütün bu yazdığım eylemler artık yasak. Yasağı nedeni ise Digitürk’ün şikayeti. Digitürk daha önce de blog kapattırmıştı ama bloggerların sesi o vakitler bu kadar yüksek çıkmamıştı. Twitter ve Facebook’ta başlatılan “blogumadokunma” kampanyası , sınırları aştı ve uluslararası medyada haber oldu. Bir çok blog sahibi de Digitürk üyeliklerini iptal ettiryor. Digitürk’ün bu noktada nasıl bir kriz iletişimi uygulayacağını bekleyip, göreceğiz….
Burada tek suçlu Digitürk değil elbette. Gelişen teknoloji nedeniyle bilişim suçlarını önleme konusunda kanuni boşluklar var ve çıkan kanunların uygulanması da ayrıca bir alt yapı gerektiriyor. Haliyle çözüm toptan yasaklama ile çözülüyor. Digitürk bu işin böyle olacağını bilmiyor muydu? Bal gibi biliyordu. Bildiği için de bu süreci hızlandırmak adına davayı Diyarbakır’dan açarak, süreci hızlandırdı. Nitekim İstanbul mahkemelerinin iş yükü ortada… Bir de Google’la işbirliği içindelermiş. YouTube’a girip, istedikleri videoyu silibilme yetkisine sahiplermiş. Sonuçta herkese bu yetkiyi vermiyor Google. Mesela benim böyle bir yetkim yok. Muhtemelen bu yazıyı okuyanlar da böyle bir yetkiye sahip değiller…
O vakit insan şu şekilde düşünüyor: Madem ki Google ile bu şekilde bir ilişkiniz var pekala Blogspot için de kendileri ile görüşebilir, maç yayını yapan blogları engelleyebilirdiniz.
Alelacele mahkemeye başvurup, mağdurum da mağdurum diye sızlanmanıza ve blog yayınlarını durdurmanıza gerek yoktu.
***
Ortaokuldayım.
Teneffüs zilinin çalmasıyla birlikte derse yetişmek için hızlı adımlarla sınıfıma doğru yola koyuluyorum. Sınıfın kapısını açar açmaz tahtanın önünde tüm sınıfın sıraya dizilmiş olduğunu görüyorum.Öğretmense elindeki sopayla bana sıranın sonunu gösteriyor.
Ne oldu? diye soruyorum arkadaşlarıma ama ne olduğunu bilen yok.
“Herkes ellerini hazırlasın!” diyor öğretmen…
Hummalı bir hazırlık başlıyor.
Sıradaki çocuklar dışarıda buz tutmuş ellerini, avuçlarının içine sürterek ısıtmaya çalışıyor.
Isıtmaya çalışıyorlar ki elleri daha az acısın.
Öğretmen sıranın başından başlıyor…
Sırası gelen dayağını yiyor ve sırayı arkadaşına devrediyor.
Ve sıra bende!
Korkudan ellerimi nereye saklayacağımı bilemiyorum…
“Aç elini!” diye bağırıyor.
Ben bir şey yapmadım!
Suçum yok!
Neden dövüyorsunuz bizi?! diye kendimi savunuyorum..
Kulağıma eğiliyor ve “Tamam haklısın, suçun olmadığını biliyorum ama herkesi dövmezsem hırsız ortaya çıkmayacak” diye kulağıma fısıldıyor ve elime vurur gibi yapacağını ama vurmayacağnı sözlerine ekliyor.
Sopa hızlı bir şekilde havadan elime doğru iniyor ve tam da avuç içime yaklaşmışken yavaşlıyor…
Dayak yemiyorum ama hayatımın dersini öğreniyorum: Bu ülkede suçun cezasını sadece hırsız değil, herkes ödüyor!
Blogları kapatılan blog yazarlarına tek tek ulaştım ve  erişim engeli ile ilgili görüşlerini aldım.
İşte Türk bloggerların erişim yasağı ile ilgili görüşleri…
Styleboom – Styleboom.blogspot.com
Bugün blog yazan, blog okuyan, bugün paylasan milyonlarca kisiye cok buyuk bir “hak”sizlik yapiliyor, blog sahiplerinin en dogal hakki kanun bosluklari ile resmen gasp ediliyor. Ne giydiğini, yaptığı yemeğin tarifini, bahçesine ektiği çiçeğin filizini, izlediği filmin hissettirdiklerini yani “masumiyet”lerini paylaşan insanlar “suçlu” muamelesi görüyor.
İşin bilgi alma hakkını engelleme kısmı da cabası çünkü bloglarımız aracılığıyla sadece bilgiyi, tecrübeleri, birikimlerimizi paylaşmadık; blogosfer aslında kocaman bir akademi. İnsanların birbirinden, deneyimlerinden, duygularından bir şeyler “öğrendiği” bir okul! Biz bloglarımız sayesinde  hiç tanımadığımız insanlarla bağ kurduk, empatiyi öğrendik, sınırlı hayatlarımız dışındaki hayatlara dokunduk; bir gün yazmasak mesajlara boğulduk, takipçilerimiz bizi merak ettiler, sınava giriyorsak dua ettiler, hastalandığımızda tavsiye verdiler, kızdığımızda sakinleştirdiler. “Okumayı hiç sevmiyor bu gençlik” dedikleri gençlik bizimle “okumayı” sevdi, hatta “yazmayı” sevdi, özgür  olmak için okumak-yazmak gerek öğrendi.
Üstelik burada sözüm ona 1 mağdur -mağduriyet ne demek bilmesi gerekirken- zalimce 1000lerce mağdur yaratma vicdansızlığını gösterdi. Bu daha da acı. Yetmedi hem adli hem ahlaki ceza sistemimizin “genelleme” huyu yüzünden bir moda blogu olarak sanki yüz kızartıcı bir suç işlemişim gibi sayfamda o kocaman, kırmızı, beni fişleyen  ibareyle utandırıldım. Devletim, seçilmiş hükümetim, yargım benim onurumu koruyacağına, onuruma leke sürdü.
Bu yasak sonlanmadan blogumu bir başka yasağa kurban gideceğini bile bile başka bir platforma taşımayı, kaçırmayı, gerçekten suçluymuş gibi “kaçak” konumuna sokmayı reddediyorum. Herkesi bu yasağın kaldırılması için birlik olmaya, ses vermeye bekliyorum.

Selin Tugce UZUNKAYA – balgozlukiz.blogspot.com
Benim blogum daha 1 yaşını 6 mart’ta dolduracak ve dogum gunu arifesinde bu şekilde bir olay gerçekten beni çoküzdü.İlk başladığımda ne yapacağım,ne yazacağım bilemiyordum ama blog dünyası ve arkadaşlığı o kadargüzelki,herkes yardımcı oldu,herkesten birşey öğrendim.
Sabah işe geldiğimde maillerim yerine ilk önce kumanda panelime bakıp,kim ne yazmış incelemek işim olmuştuadeta.Eve gidince yorgun olmama rağmen,bilgisayarın başına geçip saatlerce araştırma yapmak,yazı hazırlamak banaçok büyük bir mutluluk veriyordu.
Blog bende bir bağımlılık haline geldi,dün sabah gelip yazılanları gördüğümde şok geçirdim.Tüm blogları tek tekokudum.Tekrar açılmaz korkusuyla blog penceremi asla kapatmadım.Ama sabah siteme girmeye çalıştığımda,kocamanENGELLENMİŞTİR yazısı hayatımında kocaman bir boşluk oluşturdu.Wp’den alan aldım ama inanın yazasım gelmiyor.
Bir kaç ay önce,iyi bir blog sahibesi bana haber vererek,bir sitenin link vermeden benim tüm yazı ve kişisel resimlerimialdığını söyledi..Siteye girince gördüm ki benden başka tüm blogların yazıları ve resimleri yayınlanmış..Benimanlamadığım çalıntı haber yapan siteler Google’dan reklam alıyorlar,şikayet etmemize rağmen kapatılmıyor.Ayrıcamahkemeye delil olarak sunsanız bile senelerce sürecek bir dava başlıyor.Google yada mahkemeler bu sitelere nedenkapatma kararı almıyorlar da tek bir lafla tüm blogspot’u kapatabiliyorlar?Gerçi bunun cevabı belli,hocamızın da dediğigibi”Parayı veren,düdüğü çalar”!
En kısa zamanda açılmasını ve yuvama geri dönmeyi diliyorum…

Selim Köroğlu -marshata.blogspot.com/
Desteğiniz için çok mütteşekkirim adım ve diger blogger arkadaşlarım adına.Bu durum asla küçümsenicek bir vaka değil.Bir çok kişinin gelecek planları blogu üzerine kurulu.Hatta bir çoğumuz günlük yaşantımızı bile blogumuzdan daha geride tutuyoruz, yapacağımız işleri blogumuza göre ayarlıyoruz .Blogumuz artık hayatımızın en önemli parçasıyken bunun bizden alınmasına izleyici kalmayacağız.Desteğiniz için yeniden yepekür ediyorum.

Elif Doğan – blogcuanne.com/
Gerçekten korkuyorum. Çocuk yetiştiyoruz, ne ögreteceğiz onlara? Korkmayı mı? Düşünmemeyi mi? Düşünmeyi ama söylememeyi mi? Kendini kurtarmayı, gerisiyle uğraşmamayı mı?
Emeğe yazık, elbette yazık. Blogspot’ta nice bloglar var. Kimi çocuğunu yazıyor, kimi hayatını. Kimi futbol eleştirisi yapıyor, kimi kitap paylaşımı. Bunlar nasıl görmezden gelinir?… Diye sorgulamaya gerek yok aslında. Şu anda SENELERDİR (Mustafa Balbay’ın tutukluluğu iki seneye yaklaşıyor) hüküm giymeden içeride olan insanları düşününce, milyonların yazdığı emekler boşa gitmiş, çok mu böyle bir düzende?
Insanlar çocuklarını Amerika’da doğuruyorlar. Amerikan pasaportu olsun, hayatı güvence altına alınsın diye. Olur da Turkiye’de çalkantı çıkarsa kaçabilsin, zorda kalmasın diye.
Çare bu mu? Böyle mi yapmalıyız hepimiz? En azından imkanlari olanlar? Bu şekilde sıyrılalım mı yani işin içinden? Hatta terk edelim ülkeyi, gidelim Amerika’da, orada burada yeni yaşamlar kuralım. Kendimizi kurtaralım. Çocuklarımızın geleceğini garanti altına alalım. Bu kadar basit mi?
Türkiye’deki gelişmelere çok sinirlenip, Türk olmaktan utandığım çokca an yaşadim geçmişte. Ama artık Türk olmaktan utanmıyorum.
Artık korkuyorum.

http://cerryyandmore.blogspot.com/
Blogspot’un kapatılması; düşünme, okuma, yazma, paylaşma, analiz etme, araştırma, soru sorma, merak etme kısaca koyun! ol demekten başka birşey değil bence. Günümüzde sosyal medyanın gücü tüm gündemi değiştirebilme noktasına gelmişken bizleri hiçe sayarak susturulmaya çalışmaları çok yıkıcı.
Bloggera bir şekilde ulaşılır DNS değiştirilir girilir, ya da world presse geçilir yazmaya devam edilir, ama bu bir çözüm değil.
Çözüm bu “yasak“çı zihniyetin değişmesidir.

Onur Çiçek – retromoda.blogspot.com
Bu son zamanlarda ard arda yaşanan bu olaylar ”youtube,fizy,blogspot” gibi tüm dünyayla gerçek iletişimi kurmamızı sağlayan bu servislerin ülkemizde engellenmesi sadece blog yazarlarına değil, hergün bu bloglardan yararlanan ve gündemi takip eden ülkemizde ki bütün insanlara ağır bir darbedir.
Çünkü günümüzde iletişim çağında yaşıyoruz ve hızlı bir bilgi akışının olduğu aşikar.Bu hızlı bilgiye ancak internet yoluyla ulaştığımızda gayet açık…Durum böyle olmasına rağmen iletişim çağında bizim iletişimimiz engelleniyor.
Digiturk’ün burada hakkını araması çok normal, çünkü milyonlarca dolar para ödedikleri yayını korsan olarak başkaları yayınlıyor.Asıl sorun Google’da ki ben bunun devletle de bir anlaşma içersinde olabileceğini de düşünüyorum.Google’a yapılan şikayetlerde google biz içeriğe karışmayız sistemimize de dışarıdan bir engelleme koyamayız diyor.Yani google’ın bu yasak yayını yapanı kendisi engellemesi gerekiyor.Durum böyle olunca hakim IP’ye girişi engelleme kararı veriyor. Üstelik bu içerik aslen blogger üzerinden değil başka bir siteden yayınlanıyor, blogger’ı sadece bir araç olarak kullanıyorlar. Subdomain dediğimiz altalan adı engellemesi yapmak mümkünken, belki de biraz da tehdit etmek için tüm alan adı hakkında erişim yasağı koydurtuluyor.
Bizim açımızdan bakıldığında son derece mağduruz çünkü yıllardır blog yazanlar var ve bütün emekleri boşa gidiyor. Blog benim ama ben göremiyorum.
Ben şöyle de açıklıyorum bu durumu; önce gözümüzü kapattılar youtube, sonra kulağımızı tıkadılar fizy, şimdi de ağzımızı kapatıyorlar blogspot…
Tabiki bu durumu değerlendiren bloglarda çıkmıyor değil wordpress alt yapısı kullananlar içerik girip paylaşmaya hız veriyorlar onlarıda ben, deprem yerinde hırsızlık yapanlara benzetiyorum, yağmacılar…
Bu durum yayın haklarına aykırı yayın yapan bir tv kanalı yüzünden bütün kanalların kapanmasına  karar verilmesi gibi… atasözümüz gerçek oluyor ”Kurunun yanında yaşda yanar.”
Blog yazarlarının temel amacı gezdiği, gördüğü yerleri, izlediği filmleri, katıldığı organizasyonları, kendi bakış açılarıyla ve daha birçok konu hakkındaki fikirlerini insanlarla paylaşmak.
Özgürlüktür yazmak.
Biz de bu düşünceyle başladık yazmaya. Kendimizce düşüncelerimizi, günlük yaşamlarımızı, hobilerimizi paylaştık sanal dünyanın sanal olmayan ortamında.  “Blog’uma erişimim engellenmişti Peki ya bizim suçumuz neydi ki; bir özgürlüğümüz böyle basitçe engellenebildi, sansürlenebildi?
“biz” özgürlüğümüzü geri istiyoruz!

Melike Çulcuoğlu- fashioncholicgirl.com
Ben blog yazmaya 2008 Ağustos ayında başladım . O zamanlar 14′ümdeydim , yakında 17′mi dolduracağım , dile kolay 2,5 yıl geçti , blog okumak ve yazmak bana gerçekten çok şey kattı . Ama şimdi saatlerimizi harcadığımız , düşüncelerimizi paylaştığımız  bloglarımız o kadar basit bir nedenden dolayı kapandı ki ben buna pire için yorgan yakmak bile diyemem , ev yanıyor farkında değiller . Ve üstüne üstlük Digiturk’ü rahatsız eden maç teknik olarak bir blogdan bile yayınlanmadı , sadece videonun kodu ile bir bloga eklendi ki kaynağı olmayan bir şey de yayınlanmaz ama sorunun köküne inebilmekten bile aciz insanlardan dolayı mağdur olduk . Bunu twitter’da Rtük’ün verdiği bir cezadan dolayı Digiturk’ü kapatmaya benzetmişler , çok hoşuma gitti .
Ben burda moda hakında fikir sahibi olduğumu dile getirdiğim için suçlu sayılıyorum. Güzel bulduğum şeyleri paylaştığım için suçlu sayılıyorum . Kullandığım ürünlerin yorumlarını yaptığım için suçlu sayılıyorum . Dinlediğim müzikleri , izlediğim filmleri önerdiğim için suçlu sayılıyorum . Şu durumda adalet var diyebilir miyiz ?
Birileri görmemizi (Youtube) , duymamızı (Fizy) , bilmemizi (Blogspot) istemiyor . Ve bunun arkasına inanılmaz saçma bahaneler koyuyor . Ama bizim de yapabileceğimiz bir şeyler olmalı . Emeğime ve blogger arkadaşlarımın emeğine saygısızlık ettiremem . Ve ne yapılması gerekiyorsa hazırım . Bloglarımıza dokunmayın ! Peki şimdi kimler biz blogger’ların yanında ?

Berrin Cantez – fingirdekdolap.blogspot.com
Merhaba Nurhan Hanım;
Sitenizi duymuş olsamda şu ana kadar fazla dikkatimi çekmemişti açıkcası ama bundan sonra sizi günlük olarak takip edeceğim ve çevreme de önereceğim (blogum açılsa bu daha kolay olur tabiki ama..) çünkü yazılarımızı destekleyen bize yardımcı olan firmalar , bagıra çağıra iyi günlerde yanımızda olan ve reklamlarını yapanlardan nerdeyse hiçbiri destek olmuyor bize… Destek olanlarda seslerini öyle alçalttı kı bir fısıltı adeta !!!
Ben birçok satış blogu gibi elimdeki fazla eşyamı takas etmek için girdim bu işe..
Bir yıl oldu bu blogu açalı. Sadece 100 kişi vardı görünende beni takip eden,  ama bu buz dagının sadece görünen kısmı.. Asıl görünmeyen emeklerimize yazık. Çünkü blog açmaya yardım ettiğim, önerilerde bulunduğum , mailleştiğim , sadece sohbet ettiğim , yeni haberleri aldığım onlarca kişi vardı beni izleyenlerden ayrı…Hiç görmedim bir çoğunu, ama hergün konuşuyor yazışıyor, birbirimizi takip ediyorduk…
Ben sadece yeni başlayan biriydim.. Peki bu işi yıllardır sponsorlar eşliğinde yapan kişilerin sesleri nerde ?…
Benim genel alanım modaydı… Hayatta modadan daha önemli şey yok mu? Var elbet . Sağlık var teknoloji var iş var …ama benim gördüğüm kadarıyla genellikle kadın ve kadınsal mevzular üzerine kurulu bloglar ayaklanmış durumda. Neden ?
Ben blogumu taşımadım.. Yedeklemedim… Hatta yazılarımı kopyalamadım… Çok düşündüm dün akşam ama yapmadım. Neden yapacaktım ki… Başka birgün başka bir yere tekrar taşınmak için mi? Nerde özgürüm.. Türkiye’de değil…
Bütün bunların en kötü yanı günlüğümün yırtılıp atılması değil… Ağzımın kapatılması da değil… Emeklerimin boşa gitmesi yada arkadaşlarımı kaybetmek de değil.. En kötüsü Türkiye’nin dışardan görüntüsü oldu.
Ben yarı Alman bir ailede yaşıyorum.. Öyle Almancı denilen Türklerden değil… Türkiye görmemiş Almanlardan… Bizi nasıl gördüklerini az çok herkes biliyor.. Kadınların sokağa çıkamadığı, İslam kurallarının geçerli olduğu , siyaha bürünmüş zihniyetlerle dolu geri kalmış bir ülkeyiz onların gözünde…
Bu blog ile çevreme özgür olduğumu kanıtladım.. Arkadaşlarımın da özgür olduğunu gösterdim… Yabancı ülkelere özenti duymadığımı , onları taklit etmediğimi , kendi fikirlerimi ortaya koyduğumu kanıtladım… Ve inandılar .. Ta ki beyaz üzereni çizilmiş o kırmızı kelime sırasını Digitürk yalanıyla ekranıma çiziktirinceye kadar yüce adaletimiz…
Umarım yazınız başarılı olur.. Umarım size yardımcı olmuşumdur… Sizi severek takip edeceğim…

Gizem İpek- gzmlounge.blogspot.com
Gerçekten dünden beri üzüntü, öfke ve hayalkırıklığı duygularını ard arda yaşıyorum. bir seneden fazla bir süredir blog yazıyorum ve blogum benim bir parçam gibi oldu çünkü orda üzüntümü, neşemi, derdimi tasamı, hayallerimi isteklerimi her şeyimi paylaşıyorum ben ve iki gündür yazmak isteyip de yazamamak beni inanılmaz yaralıyor…Haksız yere gördüğümüz bu muamele ise üzüntü ve öfkemi arttırıyor… Son yıllarda artan yasaklarla aydın kesimin önü kesilmeye çalışılıyor ve birkaç kişinin yaptığı bir şey yüzünden yüzbinlerce blog yazarı mağdur durumda şuan…Ben blog yazarı olduğum kadarda okuyucusuyum ayrıca…Bir çok şey öğrendim sosyal medyadan, bir sürü arkadaşım oldu hepsi birbirinden tatlı ve değerli…Ama bir sabah uyanıyorum ve bunların hepsinin bir anda benim hayatımdan alındığını çalındığını öğreniyorum…Kişisel alanıma kim ne hakla böyle bir engel koyabilir benim…Bu yasakçı zihniyet daha ne kadar devam edecek?
Konu ile ilgili çok doluyum o yüzden düzgün cümleler kuramıyorum kusura bakmayın ama şuan içimden geçenleri kelimelere döktüm dökebildiğim kadarıyla…
Size de ayrıca teşekkür ederim bu şekilde bir yazı hazırlamayı düşündüğünüz için…

S. Ece Kaya- guzelblogum.com
Blogger.com sitesinin ve burada bulunun milyonlarca blogun, illegal yayın yapan birkaç adet blog yüzünden kapatılması elbette birçok blogger gibi beni de çok üzdü. Daha önce benzer durumları video paylaşım siteleri ile ilgili olarak da yaşamıştık. Artık internetle ilgili yasalarda, istenmeyen içeriğe karşı düzenlemelerin o sitelerin içeriğin bulunduğu sayfalarla sınırlı kalmasını sağlayacak şekilde düzenleme yapılması acil olarak gerekiyor. Futbolla ilgisi olmayan Digitürk maçlarını yayınlamayı aklından bile geçirmemiş binlerce blogger bloglarını kullanamıyor. Bazıları bloglarından Adsense gibi uygulamalarla reklam geliri de elde ediyordu ve maddi açıdan zor duruma düştüler. Bu durumu yetkililerin göz önünde bulundurmalarını ve binlerce vatandaşın mağduriyetlerini giderecek bir düzenleme yapmalarını temenni ediyorum. Uygunsuz içeriğe karşı çözüm site kapatmak olmamalı, sonuçta site kapanınca içerik kalkmıyor sadece ülkemizin internet kullanıcıları göremiyor ama dünyanın kalan bütün ülkelerinden bu içeriğe yine ulaşılabiliyor.

Birben Özdemir - annelerindunyasi.blogspot.com/
Blogspot.com’a erişim yasagi getirilmesi sonucu söz konusu suçu işleyenlerin kişilerin değil, toplumda önemli bir yeri olan ve yeni yeni keşfedilmeye başlanan blog yazarlarının mağdur olması hepimizi üzmüştür.
Bizler anneliğin kadına kattıklarını anlatırken bir yandan da yazdığımız tecrübelermizle bir çok anneye ışık oluyoruz.Böyle bir misyon yüklenmişken yapılan kısıtlama bizi sadece belli bir süre etkileyebilir.Eminim bir çok blog yazarı farklı yollardan okuyucularına ulaşmak için çalışmalara başlamıştır.
Verilen kararların oluşacak toplumsal etkilerini, hassasiyetle inceleyen bir hukuk düzeni hayali kurmaktayız.

Blogspot.com’a getirilen erişim yasağı gerçekten benide çok üzdü. Henüz çok yeni olan blogum benim içimi döktüğüm, kafamı dağıttığım, özgürce fikirlerimi paylaştığım bir platformdu ve bunu elimden aldıkları için bütün blog yazarları ve okurları gibi bende kızgınım. Sizinde söylediğiniz gibi neden demokratikleşemiyoruz acaba biz? İlk duyduğumda bunun çok siyasi bir şey olduğunu aklımdan geçirmeden edemedim. Konu ister moda ister spor ister siyaset olsun, fikirlerimizi rahatça ifade edebilmemiz bazıları tarafından tehlike olarak görülüyor. Youtube, google, blogspot’la başlayan bu kısıtlama furyasına çok yakın zamanda facebook ve özellikle twitter’da eklenecektir diye düşünüyorum. Çünkü özgürüz biz orda. Dolayısıyla Digiturk’un şikayeti üzerine kapatılmasını bir bahane olarak görmeden edemiyorum. Neden sap ile saman ayırdetmek yerine toptan bir kısıtlamaya gidildi ki? Evet fesatım belki biraz ama böyle düşünmek benim elimde değil.
Biz düşüncelerimizi blogspot.com‘da yayınlayamasak bile başka yerlerde paylaşırız elbet. Ancak neden farklı ortamlar arayışına girmek zorunda kalalım ki? Bloglarını yayınlayan veya blogu olupta sadece kendine saklayan veya blogları okuyan herkesi vurdu bu kısıtlama maalesef. Bu yüzden ‘Bloguma Dokunma’ kampanyasına sonuna kadar destek veriyorum ve memnuniyetle haberinize katkıda bulunmak isterim.

Bir buçuk yıl önce yaşadığım şehrin değişmesiyle blog yazmaya başladım; eğer bugün hala aklıma mukayet olabilmiş ve sağlığımı koruyabilmişsem bu orada yazı yazarken tattığım özgürlüğün bünyeme çok iyi gelmesinden kaynaklıdır. Sonra bir sabah uyanıyorum ve kendini bilmez birkaç kişinin yaptığı bir düzenbazlığa kurban giden masum 4 milyon insandan biri olduğumu öğreniyorum. İnanın bana canım yandı ve hakkımı sonuna kadar arayacağım. Bütün derdim sıkıntım gecem gündüzüm o blogtaydı benim; kimsenin anılarımı ortadan kaldırmaya hakkı yok!”

Gülşen Dinçer - gzgzel.blogspot.com/
Sayfamda o kırmızı yazıyı gördükçe kendimi sorguluyorum: Bunu hak edecek ne yaptım? Düzgün bir insan olarak yaşadığım bu ülkede suçlu muamelesi görüyorum …Bu yapılan trafik kazası oluyor diye bütün araçları ortadan kaldırmaya benziyor ….

Mustafa Soydan- mustafasoydan.blogspot.com
En büyük hata yasadaki uyumsuzluk mu denir, hata mı denir bilemiyorum…
Birkaç kişinin yaptığı hata yayınlamış olduğu sistemi tamamen kapatılmasına neden olacak bir karar verilmesi inanılır gibi değil ama dün duyduğum okuduğum bir habere göre ise Digitürk’ten yetkili biri “google’a bu kullanıcıları şikayet ettik ama aldırmadılar” diyor.
Yani sizin anlayacağınız kimi ne için suçlamalıyız o da tamamen karışmış durumda ama genel bir çerçeveden bakıldığı zaman bu ülkede böyle şeyler olmamalı artık.
Kendimizi küçük düşürüyoruz ve kendi kendimize düşman oluyoruz. Umarım bir an önce herşey düzelir bizde bloglarımıza kavuşabiliriz.

Youtube ve Fizy’nin kapatılmasından sonra Blogspot’un da binlerce blog yazarı mağdur edilerek kapatılabilmiş olmasına şaşırmadım. Şu an çeşitli sosyal mecralarda @blogumadokunma oluşumunu sonuna kadar destekliyorum. Bununla birlikte herhangi bir nedenle blogspotun yeniden açılıyor oluşu beni umutlandırmaz, mutlu etmez. Çünkü, kim bunun bir daha olmayacağına dair garanti verebilir ki… Yarın yine bir kurum “mağdur” olur, bireylerin maduriyetini hiçe sayarak yine aynı aksiyonu alır. E ne demişler, filler dövüşse de sevişse de çimen ezilir. Belki de internette blogger haklarını da koruyan bir oda veya kurumsal bir yapı olmalı ki, bireysel çabalar bir anlam kazansın…

Billboardlarda çarşaf çarşaf ‘hayallerine dokun’ afişlerini gözümüze sokan Digitürk’ün,tüm yaptığı ‘hayallerine dokun’mak olan blogger’ların önüne isteyerek ya da istemeyerek çektiği bu set,benim ve milyonların(evet,bu kadarız) hayalleriyle arasındaki köprüleri yıktı.
13 yaşından beri her üzüntümü,sevincimi bir şekilde yansıttığım blog’uma bırakın içimi dökmeyi,uzaktan bakamıyorum bile… Peki suç bunun neresinde,yasağı haketmek bunun neresinde,burda;bu 18 milyon insanın içinde kaç kişi illegal bir iş peşinde? 100-1000? Biz bunu haketmedik Digitürk; blogumuza dokunma ki hayallerimize dokunalım..

Ülkemizde gitgide gelişmekte olan sosyal medya alanının belki de en çalışkan grubu bloggerların elinden bu haklarının alınması hem de bunun sebebinin sayıları belki de bir elin parmağını geçmeyecek blog yüzünden yapılması yeterince acıtıcı iken bloguma ulaşmak isteyen insanların ‘ERİŞİM MAHKEME KARARI İLE ENGELLENMİŞTİR’ ibaresi ile karşılaşması benim en çok içerlediğim nokta oldu.İnsanlarla hiçbir ücret veya çıkar talep etmeden bilgi alışverişinde bulundum ve potansiyel suçlu oldum. Moda ile ilgili bildiklerimi deneyimlerimi paylaştım ve bu büyük suçumdan ! ötürü bloguma erişim engellendi..İşin trajikomik tarafı ise eş zamanlarda buna neden olan firmanın ‘Hayallerine Dokun’ temalı reklam kampanyasına başlamış olması.. Bırak da ‘HAYALLERİMİZE DOKUNALIM’….
Bu konuyla ilgili desteğiniz için çok teşekkür ediyor kısa zamanda bu saçma kısıtlamanın kalkmasını ve sosyal medyanın bloggerlarla güçlenmesini diliyorum..

Friday, February 04, 2011

Defne, defnedildi!


Geçtiğimiz gün genç, neşeli, kıpır kıpır bir kadın öldü.
Adı Defne’ydi. Defne Joy Foster.
İstisnasız 7′den 70′e herkes bu genç ölüme üzüldü.
O’na herşeyi yakıştırdık ama bir ölümü yakıştıramadık.
Bazı insanlar vardır ya içinde ki üzüntüleri dışarıya yansıtmamak için şen kahkalar atarlar.
İşte Defne de belki öyleydi.
Belki yaşadığı üzüntüleri, sıkıntıları unutmak için çareyi şen kahkalarda arıyordu.
Twitter’a yazdığı son mesajlardan aslında gülen yüzünün arkasında içi kanayan bir kadın olduğu anlaşılıyor.
***
Defne’yi uzaktan tanırdım.
Severdim de.
Tanıyan, tanımayan  herkes severdi onu.
Ancak herkesin sormaya çekindiği bir soru vardı:
Evli bir kadının başka bir erkeğin yanında ne işi var?
Kadının yeri, kocasının yanı değil mi?
Üstelik bu kadının bir de çocuğu var.
Küçücük, saçları kıvır kıvır.
Dünya tatlısı.
***
Türkiye’de bazı kadınlar aşk yüzünden, bazı kadınlar da cahillik yüzünden ölüyor.
Defne’yi öldüren ise aşk değil, cahillik.
Defne, Kerem Altan’ın evinde ölüyor.
Taraf Gazetesi’nin Yazı İşleri Müdürü’nün evinde.
Bu adam acil durumlarda 112 Acil Servisi’nin aranacağını bilmiyor mu?
Cahil değilse eğer biliyor olması gerekir.
Ne diye kapı kapı dolaşıp da hastane aradığını ben anlayamadım…
***
Kerem Altan Defne’yle birbirlerinden hoşlandıklarını açıklamış.
Yatak odasına gitmişler ama
O malum gece birlikte olmamışlar.
Defne rahatsızlanmış.
Astımı varmış ama ilaçlarını yanında taşıyormuş.
İlaçlarını kullansa belki böyle olmazdı.
Kendinde olsaydı ilaçlarını kendisi kullanabilirdi.
O halde Defne’yi ne öldürdü?
Kerem yasak ilişki ortaya çıkmasın diye ambulans çağırmamış.
Ve Defne’yi evde bırakıp, doktor aramaya çıkmış.
Aranılan doktora ulaşılamamış olacak ki Defne hayatını kaybetti.
***
Defne’nin bir eşi vardı.
Adı Yasin Solmaz.
Çocuğunun babası, hayat arkadaşı.
Sabah bir başka erkeğin evine karısının cenazesini almaya gitti.
Ve dünya başına yıkıldı.
Adam ölen karısına mı ağlamalıydı yoksa uğradığı büyük ihanete mi?
Kızgınlık, öfke, sinir, şok hali…
Ardından gelen gözyaşları…
***
Defne, gözyaşları içinde dün defnedildi.
Kocası, çocuğunun babası tabuta sarılıp ağladı.
Kimse O’na ölümü yakıştıramadı.
Bir kadın öldü.
Ardından yaşanmışlıklar bırakırak.
Bir kadın öldü ve biz hayatın gerçeği ölümle tekrar yüzleştik.

Saturday, October 23, 2010

TEST: Türkiye'nin en güzel kızları hangi saç bakım ürünlerini kullanıyor?



Bu hafta ki test konum saç bakım ürünleri ama yaklaşık bir aydır bu test için çalışıyorum. Bu test için hem bir çok ürün test ettim hem de Türkiye’nin tescilli güzellerinin kendi ağızlarından hangi saç bakım ürünlerini tercih ettiklerini öğrendim. İşi saç analizi yaptırtacak kadar abarttım. Aslında saç analizi yaptırmak biraz tesadüf oldu. “İyi olacak hastanın, doktor ayağını gelir” derler ya, işte öyle bir şey. Eczaneye ilaç almak için uğramıştım. Foltene marka ürünlerin temsilcisi saç analizi yapıyormuş. Bana size de yapalım mı dediler. Cevap malum; tabii ki evet!..

Saç uzmanının söylediğine göre; saçımda aşırı yağ salımı nedeniyle gözeneklerde tıkanma oluşmuş. Bu nedenle saçlarımı çok sık yıkamamam gerekiyormuş. Haftada 3 kez yıkamam yeterli olacakmış. Saç uzmanı, arındırıcı şampuanlar kullanmam ve sık sık şampuan değiştirmememi öneriliyor. Son olarak da şampuanı saçımda köpüklü olarak 5 dk. bekletip, bol su ile durulamam tavsiye ediliyor. Saç bakımı ürünleri olarak da Foltene marka ürünler tavsiye ediliyor. Malum saç uzmanı o marka için çalışıyor. Başka bir ürün tavsiye etmesini bekleyemeyiz doğal olarak…

Siz hangi şampuanı kullanıyorsunuz?
Ben de her genç kadın gibi bu yaşıma kadar neredeyse bütün şampuan, saç kremi ve bilumum aktar formüllerini test ettim. Bu yüzden kendimi İsviçreli Bilim Adamları gibi hissediyorum. Bu zamama kar kullanıp da en çok memnun kaldığım şampuanlar sırasıyla Kerastase, Loreal Elseve ve Pantene. Son zamanlarda ise Hayashi 911 Emergency Shampoo kullanıyorum. Favori ürün listeme bu şampuan da dahil oldu. Özellikle kokusunu ve bol köpüğünü çok sevdim. Saçlarım banyoda adeta Simpson ailesinin saç modelini alıyor. Üstelik şampuanın köpüğü de göz yakmıyor. Onu da son yaptığım banyoda keşfettim. Refleks olarak saçımı şampuanlarken  gözlerimi yanmasın diye genellikle kapatırım. Bugün kaza ile gözüme köpük kaçtı ama gözüm yanmadı.  O anda yeni bir şey keşfetmenin mutluluğu ile kafasına elma düşüp de yer çekimi kanunu bulan, Newton gibi mutlu oldum.

En beğendiğim saç bakım ürünleri
Bu hafta saçlarımla ilgili bir sürü iltifat aldım. Saçların ne kadar dolgun görünüyor… Saçların ışıl ışıl parlıyor… Daha önce saçların bu kadar dolgun değildi… vb. Tabii ki de hangi şampuanı kullandığım da merak konusu oldu. Herkese üşenmedim, verdim şampuanın adını. Ancak ürünü tek başına kullandığımda saçlarım uzun ve boyalı olduğu için taramakta sıkıntı yaşıyorum. O yüzden şampuanın yanı sıra Gliss Boyalı ve Röfleli Saçlar için Renk Koruyucu Bakım Maskesi kullanıyorum. Zaten çoğumuzun saçları işlem görmüş olduğu için tek başına bir şampuan yeterli olmuyor.

Benim saçlarım ne kadar ahenkle dansetse de tescilli güzellerle yarışacak kadar iddialı değilim. Türkiye’nin en güzel kızları hangi saç bakım ürünlerini kullanıyor merak ediyor musunuz? Ben merak ettim, saçlarını en çok beğendiğim modelleri telefonla arayıp tek tek saçlarının güzellik sırlarını sordum.  İşte Türkiye’nin en güzel saçlı modellerinin saç bakım sırları…




Leyla Lydia Tuğutlu (Miss Turkey 2008 Türkiye Güzeli): Saçlarım için Sebastian Hydre şampuan kullanıyorum. Schwarzkopf Gliss kür saç kremi ve Schwarzkopf Gliss sıvı saç kremi kullanıyorum. Arada doğal badem yağı ile saç diplerine bakım yapıyorum.


Ebru Şam (Miss Turkey 2009 Türkiye Güzeli): Yıllardır Kerastase şampuan ve saç bakım ürünleri kullanıyorum.



Senem Kuyucuoğlu ( Miss Turkey 2009 Türkiye 2. Güzeli): Yurt dışında satılan bir marka kullanıyorum. Bu marka geçen yıl Best Model yarışmasında sponsorumuzdu. Markanın ismi Chi. Markanın şampuan, bakım ürünleri, ve normal vücut losyonları var. Saçımı şekillendirdikten sonra da saç şeklimin kalıcı olması için aynı markanın sprey ve biryantinini kullanıyorum.



Irmak Atuk (2002 Best Model birincisi ve  2002 Best Model of the World ikincisi): Saç şampuanı olarak; saç dökülmesine karşı bitkisel bir şampuan olan, eczaneden aldığım Bioxcin saç şampuanını kullanıyorum. Sonrasında nemli saçıma Kerastase markasının Nectar Thermique isimli bakım kremini uyguluyorum. Bu ürün aynı zamanda ısıya karşı saçlarımı koruyor ve ayda bir mutlaka kuaförümde saçlarıma özel nem bakımı uygulatıyorum.




Tuğçe Sarıkaya (2009 Best Model Of Turkey birincisi ve Best Model Of The World üçüncüsü): Saçlarımı Pantane’in temel bakım şampuanıyla yıkıyorum ve aynı markanın saç kremini kullanıyorum. Benim saçlarım genel olarak biraz işlem gördüğü ve kurumaya müsait bir saç yapısına sahip olduğu için son bir kaç aydır her gün saçlarımı yıkamıyorum. 2 günde bir saçlarımı şampuanla yıkayıp, saçımı biraz yağlandırmaya ve beslemeye çalışıyorum. Aktarlarda satılan bütün içeriği yağlı ve yoğun bakım sağlayan bütün maddeleri saçlarıma sürebilirim çünkü doğal olan ürünlerin hiç bir zararı olduğunu düşünmüyorum. Bazen saçıma zeytinyağı sürüyorum, bazen fındık yağı, bazen badem yağı ve mutlaka bu yağları 2 saat kadar saçımda bekletiyorum. Bu yağların  saçlarıma çok yararını gördüm. Hatta bazen zeytin yağının veya badem yağının içine bir yumurta kırıp, öyle saçıma sürdüğüm de oluyor. Mutlaka 2 haftada bir de saçlarıma kuaförümde Kerastase’ın hayat çimentosu serumundan yaptırıyorum. Bunun da faydasını çok gördüm. 5 serum kullandıktan sonra ara veriyorsunuz bakıma çünkü çok güçlü bir bakım. Benim saçlarımın uçlarındaki kırıklarını onarıp, yeniden yapılandırdı diyebilirim. Saçların sadece dıştan bakımla beslenebileceğine de çok inanmıyorum. Bu yüzden her gün saçlar ve tırnaklar için en önemli vitamin kaynağı olan E Vitamininden tüketmeye de çok özen gösteriyorum. Bence güzel saçların sırrı saçlara çok işlem yaptırmamak, doğal yağ ve bakım ürünlerini kullanmak. En son olarak da saçları içten E Vitamini ile beslemek.


Eda Sedalı (Best Model Of Turkey 2009 birincisi): Saçlarımın sağlığını herşeyden önce sağlıklı beslenmeme ve boyatmamış olmama borçluyum. Saç spreyi veya benzeri şekillendiricileri de defileler dışında kullanmıyorum. Şampuan olarak Gliss kullanıyorum ve saçımı taramadan önce Gliss’in sıvı saç koruyucu spreyini muhakkak sıkıyorum. Krem kıvamındaki yoğun şampuanlardan kaçınıyorum çünkü saçı ağırlaştırıyorlar. Mecbur kalırsam avucumun içinde sulandırdıktan sonra saçıma uyguluyorum.




Tuğçe Dural (Best Model Of Turkey 2009 ikincisi): Saçlarım için Elseve yağlı saç serisini kullanıyorum. Saçlarımı ilk önce şampuanlıyorum sonra aynı serinin kremini uyguluyorum. Ardından Bed Head Tigi serisinden Ego Boost’un saçta kalan nemlendiricisini kullanıyorum. Ayriyeten Paul Mitchell’in Awapuhi’li saç nemlendiricisini kullanıyorum. Saçlarımın ucu kırık olduğunda Paul Mitchell’in saç için de vücut için de kullandığım nem spreyini uyguluyorum. 15 günde bir kuaföre gidiyorum, şok bakım yapıyorlar. Ayrıca evde de haftada bir Hollywood yıldızlarının kullandığı Terax’ın bakımını uyguluyorum.



Elif Ece Uzun (Model): Saçlarımı yaktıktan sonra çok dikkat etmeye başladım. Saçlarımın rengini koyu yaptım ve her hafta bakım yapıyorum. Saç için besin desteği alıyorum ve bitkisel yağlar kullanıyorum. Saçlarımı güneş ışığına çok maruz bırakmamaya çalışıyorum. Yediğimiz, içtiğimiz, kullandığımız vitamin ve besinlerden ötürü düzenli uyku, sigara kullanmamak ve stresten uzak durmaya çalışmak da bana çok yardımcı oluyor. Saçlarım şu anda çok istediğim gibi değil ama uyguladığım bakımlardan sonuç almaya başladım, saçlarım düzeliyor.
Saç bakımında Telovium kapsül kullanıyorum. Günde isteğe bağlı olarak 1-2 defa. Çok yararlı bir ürün. Kerastase’ın çimento serisini kullanıyorum bir de. Bitkisel ürünlerden de Natur Bee markalı saç spreyini kullanıyorum. Bitkisel yağlar var içinde. Tabii bu ürünleri kullanacakların besin desteğini kullanmadan önce doktora başvurmaları gerekir. Kuaförde artık bakım yaptırmıyorum, kendi saç bakımımı kendim yapmayı tercih ediyorum.

Çiğdem Büyükköprü (Model): 
Pantene ve Elidor’u dönüşümlü olarak kullanıyorum. Bu markaların normal saçlar ve hacimli saçlar için olan çeşitlerini tercih ediyorum. Sürekli aynı şampuanları kullanmıyorum. Saç kremlerini de aynı şekilde kullanıyorum. Aktardan badem yağı, zeytin yağı ve susam yağını karıştırıp, banyoya girmeden saçlarıma uyguluyorum. Bu karışım saçlarımda ne kadar kalırsa, o kadar iyi. Bu bir kaç saat de olabilir, gün boyunca da olabilir. Susam yağının saç kırıkları için iyi olduğunu duymuştum. Saç da çıkarıyor. Bu kürü haftada bir yapıyorum. Zeytinyağı saçlarıma parlaklık veriyor. Hepsinin besinleri farklı olduğu için saç beslenmiş oluyor. Küçüklüğümde bir kaza geçirmiştim ve yaralanmıştım. Yaramın üzerine her gün susam yağı sürüyordum. Susam yağı, zamanla yaramın üzerinde ki hücreleri yeniledi ve kıllanma yaptı. Böylelikle kıl köklerinde faydalı olduğunu kendim görmüş oldum. Susam yağı ile vaktiniz varsa her gün, yoksa hafta da bir bakım faydalı olabilir. Bir de banyodan çıkarken 1 kova suya 1 çorba kaşığı sirke atıyorum. Bu suyla saçlarımı duruluyorum.
Ayda bir kez de saçlarımı yeşil renkte olan doğal zeytinyağı sabunla yıkıyorum. Zeytinyağlı sabunun saçlarıma iyi geldiğini ve saçıma hacim kazandırdığını hissediyorum. Kuaföre hiç gitmiyorum diyebilirim . Saçlarımı kendim yapıyorum. Kuaförlerin saçlarımı yıprattığını düşünüyorum. Saçlarımı evde kendim boyuyorum ve boyası geldiğinde kuaförde kestiriyorum.

Arkadaş tavsiyelerini de tabii ki göz ardı etmedim. İşte benim güzel arkadaşlarımın kullandığı şampuan ve saç bakım ürünleri…

Selmin: Nurhan’cım şampuanlarla ilgili konuşmuştuk ya… Benim ilk aldığım NİVAL marka bir şampuandı. Maltepe’de yeni açılan büyükçe bir ‘modern aktar’dan almıştım. Bu markanın 1. sarımsaklı, 2. ısırganotlu, 3. sarımsak + ısırganotlu şampuanları var. 20 TL. Handikapı:hergün mutlaka kullanman gerekiyor. Yani işin ne kadar yoğun olursa olsun her gün bu şampuanla saçını yıkamaya zaman ayırmak zorundasın. Ama kullanımı güzel, hafif, sarımsak kokmayan, saçı iyi temizleyen ve kepek yapmayan bir şampuan. Kutunun bitmesine yakın saçımın dökülmesi azaldı. Öbek öbek, avuç avuç dökülüyordu; şimdi tel tel dökülüyor; baya azaldı yani…
Kutu bitince 1 kutu daha alayım diye bizim evin yakınında açılan bir başka ‘modern aktar’a gittim. Orada bu marka yoktu; FİYTOmarka sarımsaklı şampuan önerdi. Bu, daha ucuz, 15 TL. Üstelik yanında yine saç dökülmesine karşı sarımsaklı bir saç losyonu var. Losyonu uygulayıp 20 dakika bekliyor ve şampuanla yıkıyorsun. Fakat Nival’in şampuanı gibi hafif değil, saçta aynı hafiflik ve temizlik hissi bırakmıyor ve sanki biraz kepek yaptı.

Ayşegül: Canım bence Head and Shoulders’ı dene. Süper şampuan gerçekten. Valla 1 senedir kullanıyorum. Kepeği önlüyor, yağlanmayı geciktiriyor, saçımı canlandırdı. Tavsiye ederim. Tüm markaları neredeyse denedim. Blendax falan tüm iyi bilinenleri ama benim saçıma sadece bu şampuan uydu. Çeşitleri çok o yüzden tam özelliklerini sayamayacağım sana. Ama iyi bir şampuan olduğunu ve reklam için para almadığımı söyleyebilirim.

Ayşe: Ben de Head and Shoulders kullanıyorum beybi ama saç kremi kullanıyorum ayriyeten. Beni asıl mutlu eden o oluyo. Yumuşacık saçç.. Güzel krem her zaman kurtarır. Blendax’ınki epey yumuş yumuş yapıyor sanırım. Şu an Dove saç kremi var gerçi. İdeal saç kremini arıyorum ben de.

Aylin: Elseve boyalı saçlar için süper. Kırmızı renkli olan kuşum, krem kullanıyorum Watson’dan almıştım pembe şişeli olandı.

Yasemin: Panthene ve Dove’u dönüşümlü kullanıyorum. İkisinden de çok memnunum.

Eda: 90’larda Türkiye’deki en iyi şampuan Elidor’du. O zamanlar hem çeşit, hem de kalite açısından tekti. Biz de büyürken annem hep ondan kullanıyordu. Bir alışkanlık oldu böylece. Yani annemden görüp, örnek alıp Elidor kullanmaya devam ettim. Ama nedendir bilmiyorum iki seneden fazladır memnun değilim şampuanımdan. Markete gidince farketmeden onu alıyorum. Şimdi ise farklı bir şeyler arıyorum. Ama marka bağımlılığını severim. Yani kaliteli ve memnun kaldığım bir ürün istiyorum. O yüzden yavaş yavaş cesaret edip, yeni şeyler denemeye başladım.

Kader: Canım ben Head and Shoulders kullanıyorum. Memnunum. Kırılmaya karşı etkili olanını kullanıyorum. İşe yarıyor. Ben normalde Loreal’in mor şişesini kullanıyordum. Onda kreme gerek yoktu ama bu kullandığım sadece şampuan. O yüzden krem kullanıyorum. Saç kremi olarak da İpek’in saç kremini kullanıyorum. İpek saç kremi çoğu pahalı kremden daha güzel. Fiyatı iki TL  falan. Özellikle sarı kutusu olanı süper.

Melike: Valla uzun zamandır bitkisel şampuan kullanıyorum ben tatlım. Otacı’nın Isırganlı bitkisel şampuanını kullanıyorum. Eczaneden satın alıyorum.

Ayfer: Benim genel olarak saç problemim olmadığı için şampuan seçiminde sıkıntı duymuyorum ama şu ana kadar Pantene saçlarıma en yi gelen şampuan oldu. Şimdi Gliss kullanıyorum. İstek dışı sebeple denemiş oldum ama o da oldukça iyi saçlarım yumuşacık oluyor.
Güzel bir şampuanmış. Saçlarım boyalı olduğu için krem de kullanıyorum. Boya olmasa krem gereksiz bence. Saçın doğal yumuşaklığı yeterli. Şampuanı Pantene kullandığımda kremi de Pantene alıyorum. Sanki diğer şampuanla Pantene’in kremi pek uyumlu olmuyor. Şuan Elidor’un saç kremini kullanıyorum ve çok memnunum. Değişik markaları çok denemedim açıkçası. İpek,Hacı Şakir, Avon gibi basit markalardan denemiştim ama memnun kalmadım. Pantene ve Elidor’un saç kremlerinin yerini tutmuyorlar kesinlikle. Onlar da eşdeğerlerine göre fena değil, hiç olmayan yerde kesinlikle işe yarıyorlar.

Özden: Head&Shoulders kullanıyorum, çok memnunum bebiş. Saç derimde kuruma olduğu için bir tek o iyi geliyo.