Friday, October 01, 2010

Kendi işini kurmak isteyen kadınlar ne yapmalı? İşte patroniçe olmanın sırları...


AB ve ABD’de çalışma hayatlarında, iş projelerinde kadın girişimcilere yıllardır özel destekleme ve geliştirme hizmetleri verilmekte iken, Türkiye’de kamu kurumları, sivil toplum örgütleri ve uluslararası kuruluşların kadın girişimcilerin sayısının ve etkinliğinin artırılmasına yönelik çalışmalarında 1990’lı yıllardan itibaren artış oldu. Bu alanda politika, program ve destek hizmetleri hızla yaygınlaşıyor. Küçük girişimcilerin iş kurmasını ve geliştirmesini kolaylaştırmayı amaçlayan iş geliştirme merkezleri (İŞGEM) modelinden hareketle AB ve KOSGEB destekli olarak kadınlara özel iş geliştirme merkezleri açıldı.

İTO haber kaynağına göre ülkemizde her 100 girişimciden sadece 9’u kadın. Daha önce evlerinde boş oturan ve ne iş yapıyorsunuz sorusuna “ev hanımıyım” cevabını veren kadınlar, KİŞGEM merkezlerinde çalışma hayatına atılarak kendilerini “iş kadını” olarak tanımlamanın ve kendi başarı öykülerini yaratmanın peşindeler… Bu hafta ki röportaj konuğum ise KİŞGEM’in yardım meleği Nesrin Çıklabakkal…

Nesrin Hanım, PENDİK KİŞGEM’in kuruluş hikayesini, hedeflerini bizimle paylaşır mısınız?
KİŞGEM  Kadın Girişimci İş Geliştirme Merkezi, Avrupa Birliği’nin Kadın Girişimcileri Destek Projesi kapsamında 2007 yılında açılmıştır. 2007 yılında bu projenin ilk startı verilmiş, 2008’in Temmuz ayında da ilk girişimcileri alınmıştır. 2009 Ocak ayından itibariyle de Avrupa Birliği  destek kısmı  bitmiştir. Bu proje kapsamında Türkiye’de dört ayrı ilde Kadın  Girişimci İş Geliştirme Merkezleri açılmıştır.Bunlar Pendik/İstanbul, Hacıbektaş/Nevşehir, Çorum ve Kütahya’da yer almaktadırlar. Aslında bu merkezlerin temel isimleri İş Geliştirme Merkezi. Kadın girişimciler için yurt dışından bir fon alınabileceği için kadınlar için de merkezler olsun düşüncesi ile bu merkezler kurulmuş. Normalde İş Geliştirme Merkezlerinde  kadın-erkek ayrımı olmaksızın girişimciler faaliyet gösteriyorlar.  Pendik Kadın Girişimci İş Geliştirme merkezindeki girişimcilerin  tamamı kadın. Sadece ortaklık yapılarında hisselerin %51’inin kadın girişimciye ait olması gerekmekte.

Pendik KİŞGEM’de yer almanın şartları nelerdir? Kadın girişimcilerin bu anlamda  ne yapması  gerekiyor?
Burada yer almanın en temel koşulu; bir iş fikrine sahip olmak. Burası tümüyle eğitim veren bir birim değil. O yüzden girişimcinin kendi işini yapıyor olmasını bekliyoruz tabi çok doğal olarak. İşini nasıl yapacağı konusunda ise yapacağı iş ile ilgili girişimcinin ya bir eğitim ya da deneyiminin olması gerekiyor. Yani bir arka plan olmalı. Girişimcinin detaylandırılmış iş fikrine sahip olması gerekir. Ben bir şey yapmak istiyorum ile değil, örneğin bu kalemi üretmek istiyorum ile gelmesi lazım. Bizim öncelikle kriterimiz girişimcilerin bir fikre sahip olması. Biz bu fikri girişimcinin hayata geçirip geçiremeyeceği konusuna odaklanıyoruz.

Üretim demişken, buranın şartları üretim yapmaya uygun mu?
Buradaki İş Geliştirme Merkezi 3 katlı ve toplamda 29 kadın girişimciye hizmet verebilecek kapasitede. Burada girişimcilere kiraya verilen alanlara biz “işlik” diyoruz. Bu alanlar 20 ile 106 m2 arasında değişik ebatlardadır.Örneğin siz bana öyle bir iş fikri ile gelirsiniz ki; işin açık alanda yapılması gerekir ve en az 1500 m2 bir depolama alanına ihtiyacınız vardır. Böyle bir durumda biz bu talebe olumlu cevap veremiyoruz. Yani girişimcinin yapacağı işin merkezin fiziksel şartlarına da uygun olması gerekiyor. Yine aynı şekilde bir iş fikri ile kadın girişimci  adayı bize geldi. Yapacağı iş biraz görsellikle ilgili fakat burası mağaza konseptine sahip değil.  O zaman vitrin konseptine sahip bir iş fikri burada uygulanamaz. Ancak işin üretim kısmı için girişimciye destek verebiliriz. Vitrin ile ilgili konseptin başka bir yerde oluşturulması gerekir.
O vakit burada daha çok ofis ve büro hizmeti veriliyor diyebilir miyiz? 
Ofis, büro ya da atölye. Öyle bir iş yapmalısınız ki merkezimin fiziksel şartlarına uygun olmalı. Örneğin; Merkezimizin sadecek iç alanlarında su ve atık su tesisi bulunmuyor. Bu ne demek oluyor: Sizin su ve aynı zamanda atık su tesisatı gerektiren bir iş fikriniz varsa burada bu iş fikrini uygulamak için gerekli imkan yok. Özellikle gıda üretiiminde bu sorun yaşanıyor. Gıda ile ilgili iş fikirlerinde bu yüzden gerekli izinler alınamıyor. Örneğin; başka bir girişimcimiz gelmişti. Tekstil sektöründe baskı yapacak bir hanım ama baskı yapılan malzemelerin atık suları oluşuyor ve atık suları giderecek bir mekanizma olması lazım. Merkezimizde bu yok. Tekstil ile ilgili girişimleri onaylayabiliyorken, tesisimizde bu mekanizmanın olmaması nedeniyle böyle bir iş fikrini onaylayamayabiliyoruz. Ya da geçtiğimiz günlerde çay kaşığı galvanizi yapmak isteyen bir hanım başvurdu bize. Görünüşte bütün herşey iyi ama bu iş için kullanılacak makinenin ebadını bulunduğumuz odanın iki katı düşünün. Yere de gömülmesi gerekiyor. Fiziksel olarak bu mümkün değil tabi. Bazen bu tarz kısıtlamalar olabiliyor. Girişimcinin hem bir iş fikri olmalı, hem de iş fikrininin burada yapılıp-yapılamayacağına beraberce karar vermeliyiz. Gerek ekipmanın konuşlandırılması, gerek iç mekanda bu işlerin yapılabilir olup-olmaması önemli. Mesela torna-tesviye burada yapılabilecek bir iş değil.

Matbaa da olmaz sanırım… 
Matbaa vardı. Küçük ölçekli bir matbaa faaliyeti gerçekleştirilebilir.

Matbaa işletmelerinde bütün makinaların birarada olması gerekmiyor mu? 
Hepsinin aynı yerde olması kolaylık sağlayacaktır tabii ki,  bazen basımın bir kısmının farklı bir yerde yapılması  gerekirken paketleme yada işlerin birleştirilmesi gibi çalışmaların ise farklı mekanlarda gerçekleştirilmesi mümkün olmaktadır. Birtakım işlerde bu tür kısıtlamalar olabiliyor. O yüzden girişimcinin iş fikri merkezimizde uygulanmaya uygun mu öncelikle bunu anlamaya çalışıyoruz. Ona iş fikri ile ilgili sorular soruyoruz. “Sizin ne kadarlık bir alana ihtiyacınız var?”,  “İş fikrinizi gerçekleştimek için nelere ihtiyacını var?” biz bu koşulları fiziki olarak yerine getirebiliyorsak, girişimci için bizim şartlarımız uygunsa, herşey denk düşüyorsa ve girişimcinin iş kurmakla ilgili  talebi geçerliyse, o zaman girişimcinin başvurusunu alıyoruz.
KİŞGEM’de çalışmalarını sürdüren girişimciler hangi alanlarda faaliyet gösteriyorlar? 
Örneğin burada bayan dış giyim var mesela. Hatta girişte kumaşları görmüş olabilirsiniz. Personel giyimi ile ilgili faaliyet gösteren bir girişimcimiz var. Reklam, halkla ilişkiler, grafik tasarım ile ilgili çalışmalar yürüten girişimcilerimiz var. Reklam ve promosyonel malzeme üretimi yapan başka bir girişimcimiz var. Kişiye özel yatak imalatı yapan ve atölyesi burada olan bir girişimcimiz var. Mağazası farklı bir semtte ama imalat yeri burası. Kasnak nakışı yapan, bir girişimcimiz var. Onun da minik bir mağazası var. Ürünlerini burada üretip, mağazasında teşhir ederek satışını gerçekleştiriyor. Cam objeler imalatı gerçekleştiren bir girişimci kızımız var. Yine seramik sektöründe iş yapan bir girişimcimiz var. Gelinlik imalatı yapan başka bir girişimcimiz var.

Seramik fırını sağlıyor musunuz peki? 
Girişimciler kendi ekipmanlarını kendileri temin ediyorlar.

Seramik çalışması için su kullanımı ve pişirme fırını gerekli değil mi? 
Cam objeler imalatı gerçekleştiren girişimcimizin fırını var mesela ama seramik çalışmaları yapan girişimcimiz henüz fırınını almadı, görüşmeleri devam ediyor. Girişimcilerimiz kendi makine ve teçhizatlarını kendileri temin ediyorlar.

Girişimcilere fon sağlanıyor mu?
Merkezin girişimcilere kuruluş sermayesi ya da ham madde alımı ya da başka bir şey adı  altında verdiği bir fon yok. Merkezin  kendisi  bir proje. Pendik Belediyesi tarafından yürütülüyor. Bina ile ilgili tüm destek hizmetleri Pendik Belediyesi tarafından verilmekte . Bunun dışında diğer destek hizmetlerini bizler veriyoruz.

Ne gibi destekler mesela bunlar? 
Örneğin KOSGEB desteklerinden yararlanabilmesi için bir iş planı yapması gerekiyor. O iş planını beraber yapıyoruz. Ardından  finansman destek kısmı KOSGEB desteklerinden faydalanılarak çözülüyor. Bu, bütün İŞGEM’lerde böyle. Yani KOSGEB buradaki bütün yeni girişimcilere Yeni Girişimci Destek Paketi adıyla bir paket sunuyor.

Bildiğim kadarıyla geçtiğimiz Haziran ayında açıklanan yeni girişimci paketi kapsamında geri ödemesiz bir destek sunuyor. Bu desteğin kapsamı nedir?
27.000 TL’lik bir destek sunuluyor toplamda. Burada yer alan herhangi bir girişimci bu desteği almak için başvuru hakkına sahip. Yeni girişimci destek paketi toplamda 27.000 TL’lik hibe ve 70.000 TL’lik makine teçhizat kredisisinden oluşmaktadır. Bu kredi iki gruptaki girişimci adayına veriliyor. Birincisi Uygulamalı girişimcilik eğitimini tamamlayarak işini kuran girişimcilere,ikincisi ise   İşgem girişimcilerine . İŞGEM’in içerisinde faaliyet gösteren girişimlerin başvuru hakkı var. Bunun dışında  girişimcilerin dışarıdan KOSGEB’e başvurarak, 27.000 TL’yi almaya hakkı yok zaten. Onun için girişimcilerin İŞGEM’lerde faaliyet göstermesi anlamlı hale geliyor.

O halde “Bir iş fikrim, kafamda tasarladığım bir projem var” diyen kadın girişimci ne yapmalı, işe nereden başlamalı?
Girişimcinin şöyle bir fikri olabilir: Ben bir şey yapmak istiyorum ama bunu şirketleşmeden yapmak istiyorum.  Evde, farklı alanlarda üretim yapıp, satış kanallarını kullanarak satışı gerçekleştirmek şeklinde olabilir. Ya da bunun dışında işi biraz daha büyüterek, şirketleşme aşamasına gelmiş girişimciler var. İşte bu noktada KOSGEB’in desteklerinden yararlanmanın yolu açılmış oluyor. Yani bu 27.000 TL’lik hibeyi ve 70.000 TL’lik destek kısmını da dahil olmak üzere, KOSGEB’in diğer desteklerinden yararlanmanın esas koşulu;girişimcinin bir şirketinin olması ve KOSGEB datasına dahil olması. Böylelikle KOSGEB’in diğer desteklerinden de yararlanabiliyorsunuz.

Peki girişimciler şirket kurmak istemiyorlarsa o zaman ne yapmaları gerekiyor?
Girişimcinin öncelikle bu kararı vermesi gerekiyor. Bazen girişimcilerin yakın çevresinden tavsiyeler gelebiliyor. Evde yapabileceği türde işler  söz konusu olabiliyor. Bu durumda eğer girişimci şirketleşmeden bu işi götürebileceğini düşünüyorsa bu şekilde faaliyetine devam etmeli.Oysa şirketleşmeye karar verdiğinizde  maliyetler  çoğalıyor. Şirket kurulum masraflarından tutun da, oda kayıtları vs. bir sürü şey. Bir de kişinin buna hazır olup olması önemli. Böyle bir şey mi hedefliyor. Yoksa başka bir düşüncesi mi var?…
Diğer grupta işler daha farklı. Siz bir iş kurmak, bir iş verene bağlı çalışmamak ama kendi işinizin başında olarak, belki de daha sonraları başkalarını istihdam ederek farklı bir yol   izleyeceksiniz. Bunu istiyorsanız, bir iş fikriniz varsa, bizim de fiziksel şartlarımız uygunsa o zaman girişimcinin iş  fikrini değerlendiriyoruz.  Girişimci adayı İstanbul içerisinde nereden gelirse gelsin, farketmiyor. Öncelikle iş fikrinin yapılabilirliğine bakıyoruz ama şunu da söylüyoruz: Sizin burası iş yeriniz olacağı için uzak bir yerden iş yerinize düzenli olarak gelemeyebilirsiniz.

Girişimcinin her gün iş yerinde mi olması gerekiyor? 
Girişimcinin her gün burada olmasından ziyade, iş yerinin  yaşayan bir  iş yeri olması gerekiyor. Girişimcinin her gün burada olmasına gerek yok. Müşteri ile görüşebilir ya da yaptığı iş daha farklıdır ve dışarıda olmasını gerektiriyordur. Örneğin bir girişimcimiz var: İlaç olarak kullanılan bir ürünü ithal ediyor ve güzellik salonlarına, eczanelere ve  ayak bakım merkezlerine pazarlıyor. Şimdi bu hanımefendi ürünleri alıp, doğrudan tanıtımını gerçekleştiriyor. Mesela onun buraya her gün gelmesini beklemiyoruz. Zaten işi böyle bir şey. Ama sizin tekstil atölyeniz varsa ve imalat yapacağım diyorsanız, iş yerinizin belirli bir periyotta açık olması gerekiyor.

İşin başında durmak gerekiyor sanırım… 
Doğal olarak. Ama hizmet sektöründe çalışan  girişimcileriniz gidip müşterileri ile görüşecekler tabii ki.  İş neyi gerektiriyorsa, o olmalı.

Ofis alanlarının kullanımı için girişimci bayanlardan herhangi bir ücret talep ediyor musunuz? 
Girişimci faaliyet göstereceği alanı kiralıyor. İlk yıl biraz daha düşük, ikinci yıl biraz daha yüksek olan kira bedelleri ile. Ama bu ücretler dışarısı ile  hiç karşılaştırılamayacak seviyede.

Mesela ne kadar?
İlk yıl  için kira metre karesi 4 TL+KDV(aylık). İkinci yıl için 6 TL+KDV(aylık) kira talep ediyoruz. Örnek vermek gerekirse; 25 metrekarelik bir ofis kiralarsanız, ilk yıl için  aylık kiranız 100 TL+KDV, ikinci yıl için ise.150 TL+KDV

Kira dışında maddi talepleriniz var mı peki? 
Binanın  giderlerinin tamamını biz üstleniyoruz sadece iç alanda girişimcinin kendi kiralamış olduğu ofis veya üretim alanında kullandığı elektriğin abonmalığını yapmasını istiyoruz. Ortak alanlardaki elektrik,su,doğalgaz giderlerine girişimci tarafından bir bedel ödenmiyor. Bütün bu giderleri biz karşılıyoruz. Doğalgaz  ise sadece girişimcinin faaliyet gösterdiği kendi iç alanındaki kullanımı için doğuyor. Kurulduğumuzdan beri yani iki yıldır kadın girişimcilerimize bu meblağı yansıtmadık. Yakında bu rakamlar kadın girişimcilerimize yansıtılacak. Bu rakam zaten çok düşük bir miktar olacaktır.

KİŞGEM’de işler nasıl yürüyor? 
Kadın girişimcilere desteklemek şeklinde yürüyor. Yani hem başarılı işletmeler kurulmasını sağlamak, hem o işlerin ilerlemesini sağlamak, kadın girişimciliğini geliştirmek, aynı zamanda onların istihdam oluşturmasını sağlayarak, bu bölgedeki kişilerin de istihdamı için de katkıda bulunmayı hedefliyoruz.

Hammadde temini konusunda destek veriyor musunuz?
Hammadde alımı konusunda bir destek vermiyoruz.  Girişimcinin kendi satın alma birimi olması gerekir.

Pendik belediyesi sınırları içerisinde yer alan  iş adamlarından ya da derneklerden ya da kuruluşlardan burada yer alan 
işletmeler arasında iş birlikleri  oluyor mu?
PESİAD (Pendik Sanayici ve İşadamları Derneği) zaten bizim paydaşlarımızdan. Dolayısıle onlarla olan bu iş birliğimiz beraberinde yeni iş birliktelikleri doğuruyor. PESİAD yöneticisi zaten bizim icra kurulu üyemiz. Zaman zaman ortak çalışmalarımız oluyor. Kendileri ile eğitim alanında da ortak çalışmalarımız oldu.

Eğitim alanındaki ortak çalışmalarınızdan biraz bahsedebilir misiniz?
Eğitimde örneğin  geçtiğimiz yıl Pendik Belediyesi  Okan üniversitesi   KİŞGEM ve PESİAD’’la Eğitim ve Araştırma ile ilgili konularda işbirliği yapılmasına dair ortak bir  protokol imzalandı .Protokol kapsamında  bizlere Okan Üniversitesi 9 haftalık bir eğitim organize etti.

Bu iş süreçleriyle ilgili bir eğitim mi yoksa …… 
Burada girişimcilerin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenen eğitimler söz konusu. Öncelikle üniversite ile hep beraber bir görüşme yapıldı ve ihtiyaçlara yönelik eğitimler saptandı. Bu yıl benzer yöntemlerle yeni bir eğitim programı organize edilecek.

Eğitimin içeriği neydi?
Örneğin eğitim içerisinde stres yönetimi  vardı. İş planı oluşturma vardı. temel muhasebe finansmanı, pazarlama stratejileri, müşteri ilişkileri yönetimi, e ticaret, insan kaynakları ,dış ticaret finansmanı hatta dış ticaret finansmanı eğitim hocamız kendiliğinden  yaz tatilinde de her perşembe buraya gelerek ,dış ticaretle ilgili eğitimi detaylandırdı. Bu eğitim devam ediyor. Bunun dışında sürekli bu tarz iş birliktelikleri oluyor ve kadın girişimcilerimiz bu eğitim fırsatlarından faydalanıyorlar.

Kadınlar için tam anlamıyla  bir “iş kadını yetiştirme merkezi”siniz öyle mi? 
Yani girişimci olmaya niyetlenen birisine tam anlamıyla donanımlı bir iş kadını  (burası için söylüyorum) olmayla ilgili eğitimler veriliyor. İş birlikleri yapılıyor. Üniversitelerle iş birliği yapılıp, gerekli eğitimlerin alınması sağlanıyor . PESİAD gibi önemli birliklerden destek alınıyor . Eğitimler buradaki girişimci kadınlara açık.

Mesela ne tür eğitimler verebiliyor ?
Örneğin  PESİAD AB projesi hazırlama eğitimi vermişti.

AB Projelerinden nasıl destek alınabiliyor?
AB Projelerini başvurmak isteyen insanlara tavsiyem; bu işle ilişkili kurumlarla iletişime geçmeleri. Böyle bir projeyi yapabilmek, o bölgede uygun ise ya da onların istedikleri şey o bölge için uygunsa, o projede ne tip destekler alınabilir buna bakmak lazım. Çünkü AB Projeleri zaten bireysel, tek tek yapılan şeyler değil. Birkaç kurumla  beraber yürütülen şeyler …

Nasıl yani?
Aslında AB Projeleri ülkemizde biraz yanlış algılanıyor. Bu projelerin sosyal sorumluluk gibi bir fayda içermesi   gerekiyor. Burada kişisel faydadan ziyade, daha kapsamlı bir faydaya yönelik bir çalışma olması gerekiyor. Bazen bunları sivil toplum kuruluşları yapıyor. Bazen dernekler yapıyor. Bir AB  Projesinin bu tarz paydaşları oluyor ,zaten o açılan çağrıda paydaşların ne tip niteliklere sahip olması gerekli olduğu yazıyor. Yani şu   grupta şöyle bir proje yapabilirsiniz şeklinde.  Çağrıların kapsamında neler var ise örneğin; bizim projemiz kadın girişimcileri desteklemekle ilgili bir bölüm açılmıştı ona istinaden başvuruldu. Şimdi mesela 7.çerçevede hangi bölümde açık çağrı varsa ne tip paydaşlar onlarla beraber   bir proje  hazırlamak gerekiyor.

Tek başına AB Projesi yapılamıyor o zaman… 
Bireysel olarak sizin kendi başınıza fikriniz olabilir ama bu fikri beraberce uygulayabilecek paydaşa ihtiyacınız var. Belki bulunduğunuz bölgede, ya da yakın çevrenizde  iletişimde bulunduğunuz  yerlerle bunları görüşebiliyorsunuz . Böyle bir açık çağrı var  ve biz bu konuda destek arayışı içindeyiz, beraberce bu projeyi oluşturabilirmiyiz diye onlarla görüşme gerçekleştirebilirsiniz. süreç bana göre bu şekilde işliyor yani kendiliğinden bir kişiyle gitmiyor zaten.

Sanırım destekler bölgelere göre ayrılyor ve bu ayrımlara göre 3. bölge ve 4.bölge KOSGEB kredileri bakımından daha şanslı?
Tüm bölgeler destek alıyorlar fakat bazı bölgelerin oranları biraz farklı olabiliyor.

Olayın özünü anladım galiba… 
Yapmak istediğiniz projede aslında yani projedeki fayda nereyle,  hangi birimle daha ilişkiliyse o birimlerle iletişim kurarak, gerçekleştirilebilecek bir çalışma olması lazım. Kendi başınıza olacak bir şey değil.

Bu çağrıları ve hibeleri nereden düzenli olarak takip edebiliriz?
Mesela TÜBİTAK’ın internet sitesini düzenli olarak takip edebilirsiniz. Adresi tubitak.gov.tr.
Sonra www.fp7.org.tr ve ab-ilan.com adında siteler var. Oralarada bakılabilir. Bunun dışında proje hazırlamasını bilen bir kişinin görüşleri de sizin için yol gösterici olabilir.

Bildiğim kadarıyla bu konuda profesyonel danışmanlık veren şirketler de var. Kime başvurmak gerekiyor bu iş için? Belediyelerde böyle bir birim var mı? 
Eğer bu tarz çalışmalar yapan firmalar varsa ki muhakkak vardır. Proje danışmanlığı şeklinde ve üniversitelerin bünyesinde olabilir. Eğer sizin bu konuda bir bilginiz yoksa ve sosyal paydaşların bünyesinde bu tarz bir birim mevcut değilse bu firmalardan ya da üniversitelerin ilgili birimlerinden profesyonel yardım almak gerekebilir.

KİŞGEM merkezleri Türkiye’de hangi şehirlerde hizmet vermektedir, kaç merkez vardir?
4 tane Kadın Girişimci İş Geliştirme Merkezi var. Bu İş GeliştirmeMerkezleri Pendik’teki KİŞGEM yani biz Pendik Belediyesi ile, Kütahya’daki Kütahya Belediyesi ile, Nevşehir Hacı Bektaş’taki Nevşehir Hacı Bektaş Kaymakamlığı ile, Çorum’daki Çorum Esnaf ve Sanatkarlar Odası ile birlikte yürütülüyor. Yani bir projenin hayata geçebilmesi için en temel şeylerden biri; o projeyi götürecek, destekleyecek bir birimin, kurumun olması ve hizmetin kamusal alanda gerçekleştirilmesi gerekiyor. Bizim projemiz için söylemek gerekirse, İş Geliştirme Merkezi’nde destek hizmetlerinin büyük bir kısmı birileri tarafından karşılanmalı. İşte o hizmetleri karşılayan kurum yerel ve beraberinde birlikte çalışan kurumlar olabilir. Yani insanların küçük illerde olduğu gibi bir sinerji oluşturarak, hep birlikte hareket etmesi gerekiyor.

Daha evvel hiç çalışmamış kadınların biraz cesaretsiz şekilde gelip, “Birikmiş param var ama ne yapacağımı ve nasıl değerlendireceğimi bilmiyorum”  demeleri halinde KİŞGEM’in bir yol haritasi var mi?
Kişiye ne yapacağını söylemenin doğru olacağına inanmıyoruz çünkü bir işin gerçekleştirilebilmesi için arka planda bazı niteliklere sahip olunması lazım. Giriimcinin eğer bu niteliklere sahip olduğunu düşünüyorsak, o zaman iş kurulabilir ve sürdürülebilir. Dolayısı ile biz parası olan ve iş kurmak isteyen girişimci kadınlara doğrudan “evet sen bu işi yapmalısın” demek istemiyoruz. Yani sizin paranız var ama “sizin yapacağınız iş şudur” diyemiyoruz. O zaman paranızın çöpe gitmesi gibi bir duruma da aracı olmuş oluruz. Burada amaç bu değil. Amacımız başarılı işletmeler kurulmasını sağlamak.

Yani sonuçta siz herhangi bir para işletme kurumu değilsiniz finansal bir hizmet vermiyorsunuz…
Para değil fikir olması gerekiyor bizim için. Fikir değerlendiriliyor. Gelen fikirleri hep beraber tartışmış oluyoruz ama fikrin aslında girişimci adayından gelmesi lazım. Fikir yoksa eğer, girişimci de olunamaz. Ancak şöyle olur: Başkasının fikrini hayata geçirir, yine girişimci olur.

Fikir çalmayla da girişimci olunabilir, öyle mi?
Çalmak olarak değerlendirilmeyebilir. Hani bazen yakın çevrenizde insanlar sizin yeteneklerinizi çok iyi değerlendirir. “Bak sen bu iş iyi bu işe girebilirsin” gibi  önerilerde bulunabilirler. Bu konuyu  çok normal ve değerlendirilebilir bulursanız, düşünmeye çalışır ve dikkate alırsınız. Ya da size öyle bir destekleyici  açıklama yapar ve derki;  “Sen insanları iyi ikna ediyorsun, o yüzden kolaylıkla  bu işi yapabilirsin.” “Şu yönünde iyi örneğin;  yada güzellik ürünleri  alanında  bir şey yapabilirsin” dediğinde bunu dikkate alabilirsiniz ama bunu sizi  ilk kez dinleyen  değilde, sizi yakından  tanıyan insanların yapması lazım. Doğrusu bu çünkü.

İş akışı nasıl oluyor o halde? 
KİŞGEM in içerisinde  yer almak isteyen  bütün girişimcileri bir icra kurulu görüşmesi ve değerlendirmesi sonrasında kabul ediyoruz.Biz   girişimci  başvuru sürecini icra kurulu ile birlikte yürütüyoruz.Yönetim olarak ikna olduktan sonra icra kuruluna talebi sunuyoruz.Öncelikle girişimci adayı ile  ön görüşmeyi yapıyor ,eğer başvuruyu değerlendirilebilir buluyorsak  projesini olgunlaştırıyoruz.Daha sonra bu başvuru talebini  ve gerekli dökümanları icra kurulu toplantısında önce ön sunum olarak icra kurulu ile  paylaşıyoruz. İş fikrini değerlendirilebilir buluyorlar ise ikinci icra kurulu toplantısında girişimci adayını doğrudan icra kurulu ile görüştürüyoruz. Girişimci adayı bu yolla kendini tanıtıyor, yani üretim sektöründe ise, imalat yapıyorsa örneğin  bir numunesi varsa bunu gösteriyor. Hizmet sektöründe ise   slayt gösterisi yapabiliyor yada soru cevap şeklinde ilerleniyor. Kişi kendini nasıl en iyi ifade ederse, o şekilde bir sunum yapmış oluyor.Bir başkasına neden iş kurmak istediğini neler yapacağını anlatıyor. Bu kurulun daimi üyelerinden birisi de KOSGEB dir.
Girişimci İş Geliştirme Merkezinde yer aldıktan sonra  yeni girişimcilik destek paketinin başvurusunu yapıyor. Süreç ondan sonra işliyor ama bunun dışında  başka desteklerden yararlanmak istiyorsa doğrudan başvurabiliyor.Her girişimci ile ilgilenen bir uzman oluyor ve mutlaka o yetkilinin aracılığıyla diğer desteklerden de yararlanma konusunda detaylı bilgilendirme gerçekleştirilmiş oluyor.

Girişimci olmak için hangi şartlar gerekiyor?
Dediğim gibi iş fikri olması gerekiyor. İş fikrini burada yapılandırmaması, fikrin kendine ait ve uygulanabilir olması gerekiyor. Mesela buraya gelip, tekstil üretimi yapmak istiyorum diyen bir bayan girişimcinin bu iş ile ilgili tecrübesi, sertifikası olması  ya da bu işi daha önce yapmış olması gerekir. Bazı işler teknik bilgi de gerektiriyor. Örneğin bir girişimci hanımefendi geldi, hanımefendiyle görüştüm. Her şey ilk görüşmede tamam gibi görünüyordu. İkinci görüşmeye beraberinde eşi ve aynı zamanda ustası olacak kişi de geldi. Üretim yapılacak alana gittik ama gördük ki üretim yapılacak makine odaya sığmıyor. Makinenin yerleştirilmesi için çalışılabilecek alanın biraz daha yerin altın girilebilecek şekilde olması gerekiyor. Mesela bu girişimcimizin projesini fiziksel alanımız müsait olmadığı için değerlendiremedik.  Teknik bilgiye sahip olmazsanız, gerçekleşemeyecek işler var. Bu iş fikri de onlardan biriydi. Girişimcimiz daha önce bu işi farklı kanallar aracılığıyla yapmış, işi biliyor. Müşterileri tanıyor, pazarlamayı biliyor. Aslında herşey tamam görünüşte ama teknik şartlardan dolayı olmadı.

Röportajı sonlandırırken son olarak KİŞGEM bünyesinde faaliyet gösteren başarılı girişimcilerden Ayşegül Ekti’nin başarı hikayesini kendi ağzından sizlerle paylaşmak istiyorum…
Neden ismimiz “to be istanbul” öncelikle bunu anlatarak başlamak isterim. Bir  çok kültür disiplininden etkilenmiş ve hala etkilenen bir metropol olan İstanbul bizim çalıştığımız markaların da vizyonunda  ve misyonunda  etkili bir yere  sahiptir diye düşünmekteyiz. Geliştirdiğimiz projeler  ve yaptığımız tasarımlarda bu  kültürel zenginliği kullanmaktayız. Bir  markaya  katalog yanında,  3D boyutlu işlerde planmaktayız. Bir broşürün  konulacağı stand  da bizim üretim alanımıza girmektedir. Markanın ihtiyacı olan mottoyu yada deseni yaratmak bizim işimiz.
Ben kim miyim? Ayşegül Ekti  ajans kurucu başkanı.1976 İstanbul doğumluyum. Bir küçük oğlum var minik bir aileye sahibim. Güzel sanatlar Grafik tasarım mezunuyum. Mesleğimi çok severek yapan, bunu da müşterilerime hissettiren biriyim. Pendik KİŞGEM bünyesinde açtığım ajansımdan beklentim yüksek, hedefler  büyük. Kadınların desteklendiği bir projede yer almaktan çok mutluyum. Bana ayrılmış süreyi ve verilen kaliteli eğitimlerin hakkını vermek için çok çalışmak gerekiyor. Bunun bilinciyle,  hep birlikte kazanma düşüncesinin verdiği heyecanla, çok güzel işler yaptığımız ve bundan sonrada yapacağımız inancıdayız.
Çalıştığımız bazı  büyük markalardan size örnek verirsem  eğer; Pendorya AVM, Marriot Asia Otel, Reysaş Lojistik, Pentaş A.Ş, Unica ve bir çok kobi markası..

Röportaj: Nurhan Demirel
Röportajı hazırlamamda yardımlarını esirgemeyen kız kardeşim Nazmiye Demirel ve Melahat Öztürk’e katkılarından dolayı sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum…

Tuesday, September 14, 2010

En iyi çamaşır deterjanı hangisi?


 Ben küçükken annem sürekli bana çeşitli işler buyurur, bu işleri hiç vakit geçirmeden derhal yerine getirmemi beklerdi. Özellikle de temizlikle ilgili işler geciktirmeye gelmezdi. Canım çoğu zaman bu işleri yapmak istemezdi ve mızmızlanırdım. Annem de bana “Temizlik imandan gelir” diye psikolojik baskı yapardı. Düşünürdüm de o zaman, eğer temizlik imandan geliyorsa eğer, benim imanım oldukça kirliydi… Hem kirli çamaşırları yıkamanın, yağlı tabaklarla sıkı fıkı olmanın maneviyatla ne ilgisi vardı ki?…

O zamanlar annemi anlamakta zorluk çekiyordum. O da bana sık sık “Anne olunca anlarsın” ya da“Evlenince anlarsın” gibi serzenişlerde bulunuyordu. Ne evlendim, ne de anne oldum. Şuan yalnız yaşıyorum ve ürün testlerine başladığım günden itibaren tipik bir ev kadınına dönüştüm. Haftada en az bir kez çamaşır yıkıyor, iki haftada bir camları siliyorum. Evin köşe bucak temizliğinden ben sorumluyum ve itiraf ediyorum: Annemi şimdi daha iyi anlıyorum!

Bayram temizliği yaptım
Artık temizlik yaparken kendimi yorgun, argın ve hayatından bezmiş hissetmiyorum. Komşularımla, arkadaşlarımla ve ailemle bu hafta bol bol temizlik ürünlerini konuştum. Hatta konuşmakla kalmadım, bir sürü ürün test ettim. Hem bayram öncesi bu vesile ile dip köşe “bayram temizliği” de yapmış oldum.

Bu hafta modern “Ayşe Teyze” oldum
Fotoğrafçı Niko Guido ile Taksim’de görüşmeye gitmiştim geçen hafta. Yanımda da fotoğraf makinam vardı tabii ki. Niko ile görüştükten sonra kendimi saldım sokaklara ve fotoğraf çekerek önce Kabataş’a, sonra da yürüyerek Karaköy’e ulaştım. Karaköy’e her geldiğimde muhakkak Fasuli’de -kuru fasülye, pilav ve cacık- dan oluşan muhteşem üçlüyü sipariş ederim. Kural gene değişmedi…
Yemeğimi yerken kuru fasulyenin yağına bakıp, yemeğin suyu masa örtüsüne dökülürse kim bilir çıkarması ne kadar zor olur diye düşündüm. “Acaba hangi deterjanı kullanıyorlar?” diye aklımdan geçirirken, yanıma garson geldi ve başka bir isteğim olup-olmadığını sordu. Ben de: “Masa örtülerini hangi deterjanla yıkıyorsunuz?” diye sordum. O an kendimi elinde Ace Çamaşır Suyu’yla restoranı basan Ayşe Teyze gibi hissettim. Zaten o gün bembeyaz giyinmişim. Üstümde beyaz bir t-shirt, altımda ise beyaz, keten bir pantolon var. Anlayacağınız beyazlıkta adeta Ayşe Teyze ile yarışıyorum…

Siz hangi deterjanı kullanıyorsunuz? 
Hatırlar mısınız bilmem… Hani Ayşe Özgün’lü bir Ariel reklamı vardı. Reklamda Ortaköy’deki Bol Kepçe Restoran’a gidiliyor ve kirlenmiş masa örtüleri Ariel’le bembeyaz oluyordu. Ben de Ayşe Özgün misali sanki deterjan testi yapıyormuşum gibi hissettim kendimi biran için. Ben geçmişe flash back yapıp, Ayşe Özgün’lü deterjan reklamını hatırlamaya çalışırken, garson telefonla birini arayıp; “Abi biz masa örtülerini hangi çamaşır deterjanı ile yıkıyorduk?” diye soruyordu. O sırada geçmişe öyle bir flash back yapmış olmalıyım ki önümde ki çay bardağını görmeyip, hem masa örtüsünün hem de bembeyaz kıyafetlerimin üstüne bir bardak çayı boca ettim. Karşı masadaki aile ve ben hep beraber gülmeye başladık, “Vallahi bilerek yapmadım”, “Gerçekten bilerek olmadı” gibi cümlelerle kasten çayı dökmediğimi anlatmaya çalıştım. “Hangi deterjanı kullanıyorsunuz?” diye sorduktan sonra, açıkçası çay bardağını devirmem hiç de masum bir hareketmiş gibi görünmüyordu. Ama öyleydi…
Sonra üstümü lavaboya giderek, sıvı sabunla temizledim. Yerime döndüğümde yeni örtüler çoktan serilmişti bile. Çayım da yeniden servis edildi. Bu sefer daha dikkatli çayımı yudumlarken, Fasuli İşletme Müdürü Emin Pekergöz geldi masaya ve müsade isteyerek, karşıma oturdu. Emin Bey, uzun yıllar Amerika’da kalmış ve eğitimli bir işletmeci. USPH (United State Public Health)’tayani Amerikan Halk Sağlığı Derneği’nde temizliğin nasıl olması gerektiğini A’dan Z’ye öğrenmiş biri. Her yazımı olabildiğince tarafsız ve uzman görüşü alarak yazmaya gayret gösteriyorum. Açıkçası çamaşır deterjanları testimle ilgili Emin Bey statüsünde bir uzmanı mumla arasam bulamazdım ki, o beni geldi buldu.

Mutfakları sadece Uğur Dündar denetliyor
Emin Bey’le restoranda hijyenin nasıl sağlandığını konuştuk. Halk Sağlığı ile ilgili Amerika’daki gibi bir eğitim sisteminin olmamasından bahsetti Emin Bey. Türkiye’de Uğur Dündar’ın mekan basmalarıyla yürüyor bu işler diye de ekledi. Belediye mutfakları denetlemiyormuş yani mekan çalışanlarının insafına kaldık anlayacağınız…

Fasuli Restoranları’nda hangi deterjan kullanılıyor? 
Fasuli ünlü gurme Vedat Milor’un da tavsiye ettiği bir mekan. İşte mekanın İşletme Müdürü Emin Bey’in ağzından Fasuli’nin temizlik sırları: “İstanbul’un suları kireçli. Bu yüzden zamanla çamaşırlarda renk değişimi oluyor. Biz işletmemizde Omo Matik ve beraberinde sanayi tipi çamaşır suyu kullanıyoruz. Ağırlıklı olarak beyazlardan oluşan çamaşırları 90 derecede
yıkıyoruz. Çamaşırları hijyen nedeniyle yüksek ısıda yıkamayı tercih ediyoruz. Böylelikle kirler çıkmış oluyor. Yemeklerimizde ağırlıklı olarak tereyağı kullanıyoruz. Tereyağı lekesi düşük ısıda çıkmadığı için muhakkak çamaşırları yüksek ısıda yıkamak gerekiyor.”

Ariel çamaşırları solduruyor
Annemin önerisi ve reklamların da etkisiyle  ben de tipik bir Ariel kullanıcısı oldum. Ariel’den ilk başlarda memnundum aslında. Marka yıkanan çamaşırların solmayacağını, kıyafetlerinizi defalarca yıkasanız da hala ilk günkü gibi yeni görüneceğini vaat ediyordu. Bu vaadi gerçekletiriyordu da… Nitekim önce toz deterjan kalıntılarıyla tanıştım ki bu deterjan alerjisi olan şahsiyetimin hiç de hoşuna gitmedi. Çamaşırların üstünde kalıntı kalmasın diye artık daha az deterjanla yıkama yapıyorum ama bu sefer de kirler çıkmıyor. Sanki çamaşırları sadece suya sokup, çıkarmışım gibi. Renkli ve siyah kıyafetlerimin halini hiç sormayın. Beyazlarsa sanki mutasyon geçirerek, krem rengine dönüşüyor.  Baktım ki olacak gibi değil neredeyse bir  yıldır kullandığım ve bitmek bilmeyen, Ariel’in 6 kiloluk MZIM-5 ve “Dağ Esintisi“li toz deterjanını çamaşır yıkama testini de bahane ederek, terk ettim. Zaten ben evimdeki deterjanı bitirene kadar bu rünün bir üst versiyonu çıkmış. Yeni ürünün ismi Ariel Pro-Zim 7. Teleffuz edemediklerinden midir nedir, kimse bu versiyondan bahsetmedi bana…

Çamaşırlarım Persil Jel’le tertemiz yıkanıyor ve mis gibi kokuyor
Toz deterjanları ezelden beri sevmem, deterjanının vücudumla temas etmesinden hoşlanmam. O yüzden şu yeni çıkan (bana göre) deterjanlardan test edeyim dedim ve 2 haftadır Persil Jel kullanıyorum. Deterjan sıvı olduğu için artık toz deterjan alerjisi de yaşamıyorum haliyle. Ürünün ambalajı kadınların hoşnutsuzlukları düşünülerek tasarlanmış sanırım. Çünkü deterjanı nerede saklayacağım gibi bir sıkıntı yaşamadığınız gibi, çamaşır yıkarken de makinenin deterjan gözüne şişenin kapağını kullanmak suretiyle 1 ölçek deterjan koyup, etrafı toz deterjanla batırmadan yıkama işlemine geçebiliyorsunuz. Persil Jel, Vernel Gül’ün büyüsü katkılı. Tek başına kullanıldığında da çamaşırlarınız etrafa güzel koku yayıyor. Persil Jel’in “Persil Jel Gülün Büyüsü” ve “Persil Jel Deniz Esintisi” olmak üzere iki çeşidi var. Ben “Gülün Büyüsü”nü daha çok sevdim. “Deniz Esintisi” daha çok erkek parfümünü anımsattı bana. Hala bekar gezen ve kendi çamaşırlarını kendisi yıkayan erkek arkadaşlarıma tavsiye ederim. Bu ürün tam size göre!

Elektrik ve su tasarrufu için konsantre deterjan kullanın
Çamaşırları 40 derecede yıkamayı tercih ediyorum. Çok yüksek ısılarda çamaşır yıkamayı tercih etmiyorum. Çamaşırların tamamını birbirinden farklı kumaşlar oluşturduğu için çamaşırları yüksek derecede yıkadığımda kıyafetlerde bozulmalar oluyor. Hatta lastikli olan bazı kıyafetlerin lastikleri bile eriyebiliyor. Kıyafetlerin en az 1 beden küçülmesine hiç değinmeyeceğim… Zaten konsantre deterjanların en sevdiğim yönü düşük ısıda daha etkili olmaları. Düşük ısıda çamaşır yıkamanın bir diğer avantajı da elektrik ve sudan daha fazla tasarruf ediyorsunuz. Son bir yılda elektriğe ve suya yapılan zamları düşünürsek, konsantre deterjan kullanmanın gerçekten de iyi bir seçim olduğunu daha iyi anlayabilirsiniz. Ayrıca toz deterjanlara oranla konsantre deterjanlar doğaya daha az zarar veriyor. Çevreyi korumak için de alışkanlıklarımızı değiştirip, konsantre deterjan kullanmak artık farz oldu.

Çamaşır yıkayın, rahatlayın
Persil Jel’le birlikte yumuşatıcı olarak Vernel Max Parfüm İncileri kullanıyorum.Vernel’in Gül’ün Büyüsü, Deniz Esintisi, hassas ciltililer için Sensitive’i  ile Aromatheraphy Relax ve Sensual olarak beş çeşidi var. Benim favorim Aromatheraphy Relax. Hani şu ambalajı mor olan. Bu ürünün özündeki lavanta ve çiçek özleri beni rahatlatıyor, üzerimdeki stresi alıyor. Artık ne zaman çalışırken bunalsam, kendimi kirli sepetinin yanında buluyorum ve makinayı doldurup, 40 derecede çalıştırıyorum. Çamaşırlar bitene kadar evi altını üstüne getirip, temizlik yapıyorum. Bütün işler bittiğinde yorgunluktan üzerimde stres falan kalmıyor. Çamaşırları asarken, deterjanın ve yumuşatıcının etrafa yaydığı koku beni iyice keyiflendiriyor.

Siyah ve gri çamaşırlar için Perwoll Siyah Sihir
Deterjan markaları rekabette “beyazlığa” yoğunlaştığı için bu da beraberinde deterjanların formüllerinde daha fazla ağartıcıların kullanılmasına neden oldu. Deterjanların içinde yoğun olarak kullanılan ağartıcılar nedeniyle siyahlar ve renklilerde renk kaybı görülmeye başlandı. Bu durum nedeniyle de artık tek tip deterjan kullanmak yeterli olmamaya başladı. Beyaz ve renkliler için rahatlıkla tek bir deterjan yeterli olurken, siyahlar için muhakkak farklı bir ürün kullanmak durumunda kalıyorsunuz. Bu ürün de haliyle Perwoll. Açıkçası ben Perwoll’ü deterjanla kullanılan, yardımcı bir ürün olarak algılıyordum. Meğer öyle değilmiş. Perwoll tek başına siyah ve gri çamaşırları yıkamakta kullanılıyormuş ve işin en güzel tarafı yeni formülüyle rengi açılan siyah çamaşırları yeniden simsiyah yapıyor olması. Bu deterjanın seveceğiniz bir başka özelliği ise kıfafetlerin üzerinde biriken ipliklerden sizi kurtarması yani tiftiklenmiş kıyafetlerinizi traş bıçağı ile kazımaktan kurtuluyorsunuz.
Saçlarını “Omo Matik”le yıkayan adam
Geçen akşam arkadaşım Handan, kız kardeşi Nalan’ı da alarak bana misafirliğe geldiler. Havadan sudan konuşurken birden konu döndü dolaştı benim ilginç testlerime geldi. Bizim kızlar dururlar mı hiç, bombayı patlattılar: Enişteleri saçlarını “Omo Matik”le yıkıyormuş. Nasıl olur, olmaz öyle şey falan derken, anlattıkları daha absürd hikayelerden sonra çaresiz inanmak durumunda kaldım. Sağlıklı bir insan saçlarını çamaşır deterjanı ile nasıl yıkar hala akıl sır erdiremiyorum o ayrı…

“Zamane kızları ve anneleri”ni kurtlar yemiş
Kırmızı başlıklı kızın hikayesini bilmeyeniniz yoktur. Hani bir Kırmızı Başlıklı bir kız vardı, büyük annesini kurt yemişti. Test için reklamlarda görüp de acaba nasıl bir deterjan diye ettiğim  Bingo çamaşır deterjanı ve Bingo Soft hakkında mini bir araştırma yapayım dedim ama kimse Bingo kullanmıyor. Sosyal medyada neredeyse sormadığım kimse kalmadı.  Halbuki markanın reklamları pek bir sevilmiş, Zamane kızı Sinem Kobal ve annesi Nuray Kobal’ın temizlik maceraları alışveriş merkezlerinde yapılan etkinliklerle devam etmişti. Sanırım Zamane kızı ve annesini kurtlar yemiş. Çünkü pazarın liderleri halen Ariel, Persil, Omo Matik ve Alo Matik.

Komşulara, arkadaşlara ve eşe-dosta “çamaşırları nasıl yıkadıklarını” sordum. İşte Türk insanının çamaşır yıkama alışkanlıkları…

Annem: Çamaşırları yıkarken Ariel kullanıyorum. Diğer deterjanlara göre pahalı ama temizliğinden memnunum. Renklileri ve beyazları 50 derecede yıkıyorum. Ayrıca beyazları yıkarken biraz da Ace Bahar kokusu ilave ediyorum. Deterjanımdan memnunum, herhangi bir sorun yaşamıyorum.

Aysel ablam: UKM marka deterjan kullanıyorum. Fabrikasından geliyor bana. Aynı zamanda aynı markanın yumuşatıcısını 
kullanıyorum. Nilüfer kokulu. Sanayi tipi deterjan bu bahsettiğim. Eşimin arkadaşının fabrikası üretiyor. Bazen bu firmanın yumuşatıcısı kalmadığında Yumoş aldığım oluyor ama memnun kalmıyorum.

Ayşe ablam: Alo Matik Konsantre toz deterjan kullanıyorum. Ambalajı turuncu olan. Yeni çıkan üründen. İçinde lacivert, turuncu, kırmızı toplar var. Kokusu çok güzel. Çamaşırları yıkarken yarım ölçek koyuyorum, sonuçtan çok memnunum. Kokusu ve verdiği yumuşaklık çok hoş. Yumuşatıcı olarak da Yumoş kullanıyorum. Beyazlarda leke olduğunda 40 derecede çıkarıyor. Geçen gün çarşafları yıkadık, kızım Emine diyor ki “Anne miss gibi kokuyor”. Yumuşatıcı olarak çiçek bahçesi Yumoş kullanıyorum. Kalıcı parfüm özellikli. Müthiş güzel kokuyor. Renklileri de beyazları da güzel yıkıyor. Renklileri soldurmuyor. Siyahları soldurmamak için deterjanı daha az kullanıyorum. Kızımın kitabında çamaşırları çok kirletmeden yıkamayın, çevreyi korumak için daha az deterjan kullanın diyor. Fazla deterjan kullanmanın yararı değil, zararı var. Beyazları sadece yüksek derecede yıkıyorum. En fazla 60 derecede yıkıyorum beyazları. Fazla sıcakta yıkadığımda çamaşırların lastikleri eriyor ve çok kırışık oluyor.  Arada başka deterjanlar da deniyorum ama memnun kalmıyorum.

Arkadaşım ve  doktorum Selmin: Persil Sıvı kullanıyorum. Performansından gayet memnunum, kokusu da çok güzel :) ) Deterjan tozuna karşı alerjim olduğu için sıvı deterjan tercih ediyorum. Fiyatına dikkat etmedim, muhtemelen toz olanlardan daha pahalıdır ama alerji durumumdan dolayı buna aldırmıyorum.

Apartman görevlimiz Sadık Efendi: Tursil kullanıyorum. Hem ekonomik hem de fena yıkamıyor. Markete gidiyorum, en ucuz Tursil olduğu için bu deterjanı kullanıyorum.  Bana göre en ucuz ve en kaliteli deterjan. Lekeleri çıkarıyor, deterjan kalıntısı bırakmıyor. Kokusu da normal. Beyaz ve renklileri temiz yıkıyor, siyahları soldurmuyor. Son zamanlarda reklamlarını görmüyorum ama bence buna rağmen hala tercih ediliyor. Tursil’le çamaşırları yıkarken çamaşır suyuna ya da yumuşatıcıya gerek duymuyorum. Tek başına kullandığımda sonuçtan memnunum.

Arkadaşım müzmin bekar Cüneyt: Evde tek başıma olduğum için çok sık çamaşır yıkıyorum. Makineyi çabuk dolduramıyorum. Az da olsa çamaşırlarımı Alo Matik Konsantre ile yıkıyorum. Normalde makinem 7 kg çamaşır almasına rağmen, ben 1,5 kilodan öteye geçemiyorum. Çamaşırlarımı yıkarken yumuşatıcı olarak Vernel kullanıyorum. Beyazları yıkarken ayrıca Kosla Oxygen kullanıyorum. Renklilerde tertemiz ve rengarenk olan çamaşırlarım, beyazlarda ise kar bembeyaz kar gibi çıkıyor.

Sydney, Australia’da yaşayan arkadaşım Dilek : Ben Radiant kullaniyorum. Ariel normalde tercihim fakat burada satilmiyor malesef. Kokusu gayet guzel ve anladigim kadariyla guvenilir ve tercih edilen bir marka. Sonucundan da gayet memnunum.

Özden: Ben yıkamıyorum cicim, kadın yıkıyor.

Tuğba: Daha evlenmedim canım, çamaşır yıkamıyorum. Çamaşırları annem yıkıyor. Sanırım Ariel kullanıyor.

Murat abinin eşi: En ucuz hangisiyse eşim onu kullanıyor. Bulaşıklar için Desto, el sabunu Bherry, katı sabun Işıl,  yüzey temizleyici olarak da Aks kullanıyor. Yani genelde Bim markaları. Çamaşır suyunda ise tercihini Güldal markasından yana kullanıyor. Çamaşırlarını ise Omo ile yıkıyor.

Friday, September 03, 2010

Referandumda yeni anayasa paketine "Evet" mi demeli "Hayır" mı?


1982 yılında Türkiye’de halk onayı ile kabul edilen ve birçok değişiklikle  günümüze kadar da geçerliliğini sürdüren anayasamız, 12 Eylül tarihinde tekrar halk oylamasına sunulacak. Ancak vatandaşlar şaşkın, Anayasa paketinin içeriğinden kimse haberdar değil. Liderler meydanlarda neden Evet ya da neden Hayır diyeceğimizi açıklamak yerine, sürekli birbirleriyle çatışma halinde. Kimilerine göreyse Türkiye uçurumun eşiğinde…
Hayatımızı kökten değiştirecek bu anayasa paketi için biz de Referandum öncesi oylarımızı kullanmadan, bir bilene danışalım dedik ve işin uzmanı İstanbul Aydın Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi Başkanı Z.Banu Dalaman’la görüştük…
Banu Hanım biraz sizi tanıyabilir miyiz?  Kadınlar siyasete pek meraklı olmaz ama sizdeki merak nereden geliyor öğrenebilir miyiz?
Aslında siyasetle pek meşgul bir ailede yetişmedim. Genelde ailedeki siyasetçiler etken olur kadınların siyasete atılmalarında. Gerçekten de aktif siyasette kadın kimliğinizle erkek hakim bir yapıda ayakta kalmanız çok zor bir durum.  Parti içyapılarını incelediğiniz zaman tüzüklerinde hep kadından yana pozitif ayrımcılıktan, kadın kotalarından bahsedilir. Ama bu mertebeye ulaşabilmek için çok uzun ve zor yollardan geçmek gerekiyor. O yüzden de aileden hami niteliğinde birinin siyasette olması kadınların işlerini kolaylaştırıyor. Rahmetli dedem Ahmet Veral 46 demokratlarından, Kırklareli Demokrat Parti kurucusu, ama çok genç yaşta vefat ettiği için kendisi bile etkin siyaset yapamadan aile siyaset uzaklaşmış.
Siyasetle üniversite yıllarında ilgilenmeye başladım ama araştırmacı gözüyle. 1994 yerel seçimlerinde ki o dönem Boğaziçi sosyoloji son sınıftaydım ve Prof. Dr. Nilüfer Göle’nin asistanlığını yapıyordum. Mahalle mahalle gezip anketler yapıyordum tamamen bir ödevim için. O dönem dev Pr şirketleri Zülfü Livaneli’nin kesin İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığını kesin ilan ederken, ben kendi çapımda yaptığım küçük anketlere kokuyu alabilmiş, R. Tayip Erdoğan’ın belediye başkanı olacağını söylemiştim. O zamana kadar Paris’te karşılaştırmalı edebiyat yüksek lisansı yapmayı hayal ediyordum. Ancak, Nilüfer Hanım o dönem sen çok iyi hissediyorsun siyasi ve toplumsal olayları politika okuyacaksın dedi. Hayatımın yönünü değiştiren ilk olay budur. İkincisi ise Galatasaraylı büyüklerimin bir düğünde tesadüfen karşılaştığımız Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ile tanıştırmaları ve kendisine danışmanlık yapabileceğimi söylemeleri ile oldu. Sn. Sarıgül beni gördüğü ilk anda bence bu kariyerle Banu Hanım ileride ya belediye başkanı ya milletvekili olmalı dedi. 2 yıl danışmanlığın ardından hakikaten benim DSP Beyoğlu Belediye Başkan Adayı olmama vesile oldu. Beyoğlu Belediye Başkan adaylığı kimlerine göre yanlış bir karardı, imkansızı denemiştim. Kimilerine göre Sn Sarıgül beni siyaseten bitirmek için aday yapmıştı. Ama benim açımdan çok iyi bir saha çalışmasaydı. Aktif siyasette yer almak istersen doğru parti ve doğru zamanı yakalarsam gerçekten çok başarılı olabileceğimi gördüm. Kendime güvenim geldi.

Mevcut anayasa neden değiştirilmek isteniyor?
12 Eylül ürünü 82 anayasası askeri darbe sonrası uygulamaya geçirilmiş anti-demokratik bir anayasadır. O günden bugüne 16 defa 85 maddesi değiştirilmiştir. Günümüz koşullarına uygun olmayan, iç tutarlılığını kaybetmiş bir anayasa ile Türkiye’nin daha fazla yönetilemeyeceği ortadadır. Bu noktada “sivil” bir anayasanın hazırlanması gereklidir.

Yeni anayasa paketinin kapsamından bahsedebilir misiniz?
Değiştirilmek istenen 26 maddenin ana başlıkları; Bireysel Haklar ve Özgürlükler, Yargı, Çalışma Hayatı ve Ekonomi. Bu anayasa değişiklik paketi ile yargı üzerinde bir cerrahi operasyon yapılacaktır. Bunu HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısı ile ilgili maddelerde ve askeri mahkemeler ile ilgili düzenlemelerde görebiliyoruz. Esasında Türkiye’de yürütmenin önünü tıkayan bu noktalardaki kronik problemlerin bir şekilde çözüme kavuşturulması gerekmekteydi de. Olumlu diğer yanları; kadın hakları, çocuk hakları, memurların hakları, özel hayatla ilgili madde, yurt dışına çıkışla ilgili düzenleme, ombudsmanlık getirilmesi söz konusu. Paketin olumlu yanları vardır. Mesela, YAŞ’taki ihraç kararlarına yargı yolunun açılması mühim bir gelişmedir. Paketin gözlemlediğim olumsuz yanları mevcuttur. Siyasi partiler kanunu, seçim kanunu, seçim barajı, dokunulmazlıklar, başörtüsü meselesi, YÖK sorunları olduğu gibi durmaktadır. Ve böylesine hayati ve toplumu yakından ilgilendiren bu konularda maalesef bir değişikliğe gidilmemektedir.

Türk siyasi tarihinde sizce 12 Eylül tarihi neyi ifade ediyor? Referandum tarihinin 12 Eylül’de olması ne gibi sosyal mesajlar içeriyor?
12 Eylül askeri darbedir, kurunun yanında yaşın da yanmasıdır. 12 Eylül 1980 darbesi, etkisi hala süren, şimdiki siyasal ve toplumsal durumumuzu şekillendiren tam bir milattır. Türk siyasal sisteminin üzerinden silindir gibi geçmiş sadece siyaseti değil, bütün kurumları ortadan kaldırmıştır. 12 Eylülcülerin darbelerine gerekçe hazırlamak için birçok provokasyonla gençleri birbirlerine kırdırmaları, topluma ölümü gösterip sıtmaya razı etmelerinin dehşetengiz psikolojik etkisi, 12 Eylül Anayasası referandum sonuçlarına da yansımış, halk darbecilerin elinden zorla aldığı kısmi demokratik günlere bir an önce dönebilmek için çok yüksek oranda “evet”le anayasayı onaylamıştır. 12 Eylül kutuplaşmaya yol açmış, darbenin üzerinden silindir gibi geçerek oluşturduğu sindirilmiş toplumu siyasetten korkar hale getirmiş ve ve bireylerin varlık olduklarını fark edebilmelerine neden olacak iki ayrı cemaat oluşturmuştur. Kışla cemaati ve cami cemaati. Bireyler farkındalıklarını tercihlerine göre buralarda bulmakta ve doğal olarak da toplumsal karar alma süreçleri buralarda şekillenmiş ve sonrasında da siyasilerin oy depoları olarak bu iki kitle görülmüştür.
12 Eylül’de bu paketin halkın önüne gelmesi konusunda herhangi bir sosyal mesaj olduğunu düşünmüyorum.


Bir kadın siyasetçi olarak, referandumda oy kullanacak vatandaşlara önerileriniz nedir? Sizce EVET mi demeliyiz bu Anayasa Paketi’n yoksa HAYIR mı?
Bir defa öncelikle şunu belirtmek isterim mutlaka ama mutlaka vatandaşlık bilincinin gereği olarak herkes sandık başına gitmeli, hakkını aramalı ve tavrını ortaya koymalıdır. 12 Eylül yitirdiklerimizi, yitirdiğimiz büyük bir kuşağı, toplum olarak kurtarıcı diye bize kendilerini sunanların postallarıyla üzerimizde gezinmelerini hatırlama vakti. Hatırladıkça düşünme, düşündükçe daha insana yakışır, daha özgür ve demokratik bir ülke adına umutlanma vaktidir.

Referandumdan sonra Türkiye’de neler değişecek?
Cami cemaati ve kışla cemaati ayrımının kırılacağı, ortadan kalkacağı yegane zamanın bu referandum sonrası olacağını düşünmekteyim. Evet oylarının yüksek oranda çıkması bu cemaatleşme paradigmasının ortadan kalkacağına işaret etmektedir. Bugün bile siyasi partilerin evet/hayır oyu isteme süreçlerini incelediğinizde, bu paradigmanın hala ne kadar geçerli olduğunu göreceksinizdir. Seçmen tavrını kendi cemaatine göre belirleyecek ve her türlü vesayetten kurtulmanın yolu 12 Eylül 2010 tarihinde olacaktır. Millet bunu oylayacaktır. Her ne kadar liderlerin, partilerin yarıştığı bir referandum gibi olduğu görünse de aslında esas yarış bu evet ve hayır oyları arasında olacaktır. “Evet” ve “Hayır”lar ise 12 Eylül 1980 bombardımanının yaptığı büyük savrulmadan sağ kalabilen iki cemaat arasında paylaşılacak. Bu referandum hayatidir ama son çare değildir. Toplumsal mutabakatın sağlandığı yepyeni bir anayasanın günümüz koşullarına uygun şekilde hazırlanması gerekmektedir. Özellikle 2011 Mayıs-Haziran aylarında olmasını beklediğim genel seçimler sonrası ise bunun için en ideal zamandır.

Sizce partilerin konuya yaklaşımı nasıl olmalı? Liderlerin konuyu ele alış biçimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ak Parti’nin propaganda araçlarını etkin kullandığını gözlemliyorum. Özellikle internet mecralarını da çok etkin kullanıyorlar. Bunun yanında içerik olarak ise bir yanlış yapıyorlar. O da şu; referanduma “evet” oyu verenler Ak Parti’li vermeyenler değil gibi bir algı oluşturuluyor son zamanlarda. İlk zamanlarda böyle bir kurgu yokken zaman içinde böyle bir hataya düştüler. Burada yapılması gereken ortak bir payda söylemi gerçekleştirebilmektir. Evet oylarında beklentilerinin altında bir oran ile karşılaşırlarsa ilk incelemeleri gereken konu bu yanlış stratejidir.
CHP ise kesinlikle referandum ekseninde söylem üretmiş (“Hayırda hayır var”) ama içini dolduramamıştır. Meydanlarda “neden hayır?” sorusunun cevabını vermekten ziyade buğday, tütün, elma fiyatları ekseninde belli bir kesime yönelik olagelen sorunları konuşmaya devam etmekte. Propaganda araçlarını kullanım ise oldukça zayıf bir ana muhalefet partisine göre.
MHP bu referandumun en şaşırtıcı partisi oldu bana göre. 12 Eylül’ün mağduriyetini en çok yaşamış bir kitlenin mensuplarını bünyesinde barındıran MHP neden hayır dediğini toplumla buluşturamayıp etkin propaganda yapamamakta. Ülkücü gençleri provakatif eylemlerden uzak kalmaları konusunda sokaktan geri çekmeyi başarılı şekilde gerçekleştiren MHP’nin referandumda sokak sokak bu gençlerden faydalanamayıp propaganda yapamaması da vahim bir durum.
Referandumun en çarpıcı ve belirleyici konumundaki partisi Saadet Partisi. Gençleri ve kadınları etkin şekilde kampanyasında aktif etmiştir. Ki SP ne iktidardır ne de mecliste temsili bulunan bir partidir. Buna rağmen “Şimdilik Evet” kampanyası hem referandum sürecindeki hem de sonrasında olması gereken süreci en anlaşılabilir anlatan kampanya. Olaylı SP kongresini de yaşamasına rağmen referandumdan ne istediklerini, ne anlaşılması gerektiğini oldukça başarılı olan kendi yöntemleriyle anlatmaktalar. Hem referandumda hem de sonrasında SP’ye ve onların çözüm önerilerine özellikle dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

AK Parti’ye çoğu kesim tarafından yoğun bir tepki var ve yeni anayasa paketi de AK PARTİ ANAYASASI olarak adlandırılıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizce Ak Parti için yapılan eleştiriler haklı mı?
Bu tepkiyi gösterenlerin daha önce de mevcut anayasanın değiştirilmesi gerektiğini dile getire getire 85 maddesini kendi anlayışları doğrultusunda bölük pörçük değiştirdiklerini göz ardı etmemek lazım. “Ben ne dersem o!” anlayışını sürdürmeye devam edenlerin bu paketi böyle değerlendirmeleri mümkün. Kaldı ki Anayasa yeniden kaleme alınmıyor. Bireysel Hak ve Özgürlükler, Yargı, Ekonomi alanında olması gereken değişiklikler yapılıyor. Başbakan’ın son zamanlardaki söylemlerinden de anladığımız bu paket değişikliği ilk adım. Esas ve güçlü değişim 2011 seçimleri sonrasında olacak. Buradan da anladığımız ciddi bir özgüven yüksekliği. 2011 seçimlerinin galibi olduğunu şimdiden ispatlarcasına söylemlerini oluşturuyor ve millette güven duygusunu arttırıyor.

Yeni bir anayasa hazırlanırken süreç nasıl olmalı? Kimlerin bilgisine başvurulmalı?
Vesayetten millet egemenliğine geçişin sağlanacağı yeni bir anayasa değişikliği şarttır. Bu güne kadar toplanan tüm TBMM’lerin en demokratik, en katılımcı ve temsil kabiliyeti en yük-sek meclisi I. Meclistir. Bugün uzlaşmaz kesimler olarak görülen İslamcılarla batıcılar, Türklerle Kürtler, Alevilerle Sünniler kendi farklılıklarını koruyarak tek bir hedef etrafında toplandılar: “anti-emperyalist” duruş. I. Meclis, millet adına yasama-yürütüme ve yargı erkini kendinden toplamış ve gerçek anlamda asli kurucu meclis olmuştur. Bugüne kadar süregelen en büyük hata devletin anayasası mantığı ile hareket etmektir. Oysa aslolan millettir ve devlet millet için vardır. Türkiye’de önce 1960 darbesi ile sistematize edilen ve daha sonraki tüm darbelerde geliştirilen “vesayetçi sistem” temelde millete ait olan egemenliği asker-sivil bürokrasi ile paylaşmayı hedef almaktadır. Bunun arkasındaki temel düşüncede millete duyulan güvensizliktir.
Milletin yegâne temsilcisi TBMM’dir. Fakat sorun TBMM’nin millet ne kadar temsil ettiğidir. Mevcut baraj sistemi, siyasi partiler yasası ve siyasi parti örgütlenmesi TBMM’nin temsil kabiliyetini zayıflatmaktadır. Nasıl ki, askeri darbeler milli iradeyi tamamen yok saymakta ise baraj sistemi ve siyasi partiler düzeni de milli iradeyi kısmen yok saymaktadır. Örneğin 2002 seçimlerinde seçmenin yüzde 26’sının oyunu alan AK Parti Meclis’te yüzde 66 oranında çoğunluk elde edebilmiştir. Aynı seçimde geçerli oyların yüzde 45’i, seçmenin de yüzde 60’ı Meclis’e yansımamıştır. Temsil kabiliyeti bu kadar düşük bir meclis bürokratik oligarşiye karşı milli iradeyi koruyamaz.
Siyasi partiler de aynen bürokratik oligarşi gibi parti içi bürokrasiye mahkûm olmuşlardır. Parti üyeleri ile delegelerinin Genel Merkez üzerinde belirleyiciliği yoktur. Merkeziyetçi, bürokratik parti yapılanmaları 12 Eylül rejiminin dayattığı siyasi partiler yasasının bir sonucudur. Bir ülkedeki siyasal topografyayı anayasa, meclis içtüzüğü, siyasi partiler yasası ile seçim sistemi belirler. Bu dört metin bürokratik oligarşinin vesayetçi döneminde üretilmiş ve temelde halkı siyasetin paydaşı yapmamayı esas almıştır. Siyasal sistem öncelikle kendi içinde demokratikleşmedikçe, ülkenin siyasal sisteminin demokratikleşmesi mümkün değildir.
Millet egemenliğini sağlamanın bundan başka yolu yoktur. Bunun için yeni, çağdaş, özgürlükçü, katılımcı, çoğulcu demokratik bir anayasa zorunlu ve atılacak ilk adımdır. Mesele anayasadaki metinlerden ziyade anayasanın ruhudur. Türkiye’deki mevcut anayasanın maddeleri üzerine tek tek tartışmaktan ziyade esas yapılması gereken cumhuriyetin bütün vatandaşlarını eşit ve özgür yurttaşlar haline getiren bir anayasa yapma sürecini başlatmaktır. Anayasa Meclisi oluşturulmalı ve toplumsal mutabakata dayanarak oluşturulan anayasa taslağı, anayasanın kendisi olmayacak, taslak mevcut TBMM’ne iletilerek hayata geçirilmelidir.

Türkiye’de etkin bir muhalefet partisi olduğunu düşünüyor musunuz? Bu süreçte muhalefet partilerinin üzerine düşen görev ve sorumluluklar nelerdir?
Ülkemizin en büyük açmazlarından birisi de maalesef muhalefetin yetersizliğidir. Gelişmiş demokrasilerde muhalefet neden vardır, parlamenter rejimlerde ne işe yarar? Ülke daha iyiye, daha güzele, daha ileriye gitsin diye proje üretir plan üretir. Muhalefet bunu yapar. Ülkenin meseleleri konusunda katkı sağlar. Yapıcı eleştiri üretir. Ama bu güne kadar ne CHP’de ne de MHP’de bu yapıcı üsluba rastlamak mümkün olmadı. Yer yer CHP’leşen bir MHP yer yer MHP’leşen bir CHP ile karşılaştık. Her iki partiden iktidar adayı bir söylem maalesef gelmedi. Daha çok yerlerini sağlamlaştırma eksenli politikalar ürettiler. Ama onun da iflas edeceği bir zaman var. Nitekim o vakitte yaklaşıyor. CHP lider değişikliği ile bu döneme hazırlanmak istedi. MHP’de ise o noktada bir umut görünmüyor.

Son olarak çoğunluğu HAYIR oyu vermeye davet eden Kemal Kılıçdaroğlu’nu bir lider olarak değerlendirebilir misiniz? Kemal Bey seçimde başbakan olabilir mi?
Kemal Bey yerel seçim öncesi ve sırasında yıldızı parlayan bir milletvekili olarak halkta büyük bir sempati topladı. Kaset skandalı sonrası (bana göre büyük bir handikaptı) partinin başına geçti. Bu herkeste ciddi merak ve ilgi de uyandırdı. Partiye de yansıdı bu enerji. Lakin geldiğimiz noktada Kemal Bey ciddi iletişim hataları yaptı ve partinin gerçek lideri olmadığını kanıtlarcasına çok fazla söylem ve icraatta bulundu. Akşam söyledikleri sabah parti genel merkezince geri çekildi. Doğal olarak toplumda büyük bir hayal kırıklığı oluşturdu. Hala geç değil bu durumun düzelmesi için. Ama bu yönde atılan adımları görmek gerçekten çok zor. Yeni bir anlayış bekleyenler, kapıların açılmasını ve herkesin kucaklanacağını düşünenler aynı mantıkla hareket edildiğini görerek beklemeye başladılar yeniden. CHP’deki lider değişikliği meşhur Kanlı Osman Köyü hikayesine benzedi biraz da. Köylü köyün isminden memnun değil, isim değiştiriliyor Kanlı Osman gidiyor Şanlı Osman oluyor. Köylü yine memnun olmayınca sebebi sorulduğunda “efendim Osman Osman olduktan sonra ha kanlı olmuş ha şanlı ne fark eder” demişler. CHP’de de zihniyet yerinde durduktan sonra Kemal Bey’in yapacakları da sınırlı oluyor haliyle.

BANU DALAMAN ÖZGEÇMİŞ
1969 Kırklareli doğumlu. 1980 yılında Galatasaray Lisesi’ne girdi. Yüksek öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü nde tamamlayan Dalaman, bu dönem burada asistan olarak çalıştı. Mastırını Paris Siyaset Bilimleri Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Ortadoğu Politikaları Bölümü’nde tamamladı. Yeditepe Üniversitesi Soysal Bilimler Enstitüsü Uluslararasıİlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir.
İyi derecede İngilizce ve Fransızca bilen Banu Dalaman, daha önce Bahçeşehir Üniversitesi’nde sosyoloji dersleri verdi. Halen İstanbul Aydın Üniversitesi Siyasal Bilimler ve Uluslar arası İlişkiler Bölümü öğretim üyeliğinin yanı sıra Türkiye Araştırmaları Merkezi Başkanlığı görevini yürütmektedir.
2008-2009 yıllarında Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün siyasi danışmanlığını yapan Dalaman, 2009 yerel seçimlerinde DSP Beyoğlu Belediye Başkan Adayı oldu. Galatasaray Spor Kulübü kongre üyesi, Galatasaray Lisesi Mezunlar Derneği ve Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği üyesi olan Banu Dalaman, iki çocuk annesidir.
Röportaj: Nurhan Demirel