Çocuktum. O zamanlar kışları severdim. Çünkü benim çocukluğumda bembeyaz karlar yağardı tepelere. Evimizin damından akan buzları dondurma niyetine yalardım .
Çocuktum. Küçüktüm. Yaşadığım köyde o kadar çok kar yağardı ki babam evden çıkabilmemiz için evin etrafını kürekle kardan temizlerdi. Ben o karların içerisinde küçücük bir nokta gibi kalırdım.
Çocuktum. Ama çok yaramazdım. Karadeniz kadınlarının gezme tozma zamanı kış mevsimidir. Çünkü o vakitler köylerde yapacakları bir iş kalmadığı için zamanlarının çoğunu komşu ziyaretlerinde dedikodu yaparak geçirirler. Ben de bu arada boş durur muyum? Kadınlara türlü tuzaklar kuruyordum. Kadınların yürüyüş mesafelerine göre karın içine çukurlar açıyor, içine bilumum çöp türevi maddelerle dolduruyor ve kurbanımın oradan geçmesini sabırsızlıkla bekliyordum. Kurban kişi yani dişi kişi çukura düştüğünde ise beni tarif edilemez bir heyecan basıyordu. Klasik olacak ama anlatılmaz, bu duygu ancak yaşanır! Kadınlara etmiş olduğum bu işkenceleri şöyle bir gözümde canlandırdığımda “erkek olsam kim bilir neler yapardım?” diye içimden geçiriyorum. Herhalde Nuri Alço, Tecavüzcü Coşkun gibi ben de haklı bir üne kavuşurdum.
Çocuktum. Macera peresttim. Hemen evimizin üst tarafında amcamların evi vardı. Kar bir metreyi aşkın olduğu için nasıl olsa bir şey olmaz diyerek amcamların evinin penceresinden karın içine sırayla atlardık. Tek oyunumuz bu değildi haliyle. Sabah uyandığımızda eğer pırıl pırıl bir hava varsa ve karın üzeri donmuşsa hemen kendimizi dışarı atardık. Annemi kollar evde ki en tombul minderi itina ile seçer, seçtiğim minderi de kalın bir poşetin içene koyarak komşumuz Mehmet Amca’nın mısır tarlasına çıkardım. Start olarak Mehmet Amca’nın mısır tarlasını baz alır, finish noktasında ise kendime bizim evin mutfak duvarında bulurdum. Canım acımazdı bile. Çok mutluydum.
Çocuktum. Hayal peresttim. Sevgililer nasıl öpüşüyor merak ederdim. Burunları birbirine çarpmıyor mu? Çarpıyorsa canları acımıyor mu ? diye sorardım kendi kendime. Fakat o yaşta cevabını bulmam pek de mümkün değildi.
Yıllar su gibi akıp geçti ve ben büyüdüm. Aklımda ki soruların kimine cevap buldum, kiminin cevabını ise hala arıyorum. Bazen aklımda ki soruları kendi kendime soruyorum bazense eteğimdeki taşları yazıya döküyorum. Yazı yazmayı ilkokula gitmeden 2 yıl önce öğrendim. Duygularımı yazmayı ise bir erkeği sevdiğimde.
Büyüdüm. Günün birinde bir erkek sevdim. Analar ne oğullar doğururdu da her nedense piyango bana bir türlü çıkmazdı. İdeal koca ya da sevgili adayları adeta kara borsaya düşmüş gibiydi. Doğru dürüst bir adamı bulabilmek samanlıkta iğne aramaya benziyordu. Ben o iğneyi buldum ve şimdi çok sevdiğim bir adam var hayatımda: Mehmet Yüksel. Hollanda’da yaşıyor ama aslen Sivaslı. Yılın çoğu zamanını gözlerim yollarda onu bekleyerek geçiriyorum. Geldiğinde neyse ki uzun kalıyor da beklediğim günlerin acısını unutuyorum.
Büyüdüm. Üşüyorum artık. Çocukluğumda içimi ısıtan sıcak hava dalgaları yerini Sibirya’dan gelen soğuk hava dalgalarına bıraktı. Bu kış çok mu soğuk yoksa ben mi çok üşüyorum bilemiyorum. Ne kadar sıkı giyinsem de üşütüp, hasta oluyorum. Ama onu düşününce içim ısınıyor. Söylesene sevgilim: Seni sevmeseydim bu kış ne yapardım?
SEVGİLİLER GÜNÜ MESAJI:
Hayatın bize en güzel sürprizleri en olmadık zamanda yaptığını öğrendim. Mehmet, sen başıma gelen en güzel sürprizsin. Seni seviyorum.
Wednesday, February 13, 2008
Seni Sevmeseydim Bu Kış Ne Yapardım?
Wednesday, August 15, 2007
Evlenicek Erkekler, Eğlenicek Erkekler
Emel Müftüoğlu'nun son albümününde ki “Evlenicek Kızlar, Eğlenicek Kızlar” şarkısının sözlerini bilmeyeniniz yoktur herhalde. Şarkı o kadar konuşuldu, o kadar tartışıldı ki... Sağır Sultan’a sorsanız, o bile söyler. E haliyle bana da cevap hakkı doğdu. Birşeyler söylemezsem çatlarım!
eğlenicek kızlar var
evlenicek kızlar
varkim bu bize soru sormadan adımızı koyup
sınıf sınıf ayıranlar
Şimdi birincisi bu erkekler kendilerini bulunmaz hint kumaşı mı zannediyor? Öyle zannediyorlarsa fena halde yanılıyorlar. Çünkü asla bir kadın, aşık olmadığı bir erkeğe bulunmaz hint kumaşı gözüyle bakmaz. Aşık olunan erkeklerin dışında ki bütün erkeklerin muhakkak ki bir alternatifleri (birkaç alternatif de söz konusu tabii) vardır.
Erkeklerin bizleri sınıf sınıf ayırdığı ve bize ona göre davandıklarını farzedecek olursak ki öyle: Biz de onları aynı şekilde sınıflandırıyoruz. Aslında bu sınıflandırmayı yapan erkekler değil biz kadınlar. Onlar sadece öyle olduğunu zannediyorlar. Bırakın öyle zannetmeye devam etsinler.
"Evlenmeye değer kadınlar bir erkeğin evlenecek kadar güvenemediği kadınlardır.
bu da korkunç bir şeydir: Yaşama sanatı, sevdiklerimize onlarla birlikte olmaktan ne büyük bir zevk duyduğumuzu göstermekten başka birşey değildir; bunu başaramadık mı, bırakıp giderler bizi. "
cesare pavese
Diyelim ki bir erkekle tanıştınız yada uzun zamandır flört halindesiniz. (Sevişiyor da olabilirsiniz pekala.) Muhakkakki bu erkeği en yakın arkadaşlarınızla masaya yatırır, otopsi yapar gibi en ince ayrıntısına kadar incelersiniz. Her erkek için kaçınılmaz sondur bu. Eğer kız arkadaşlarınızın zorlu teslerinden geçebilirlerse oh ne ala. O vakit EuroNCAP çarpışma testleri için vize alabilirler. Yani evlilik için uygun bir aday olabilirler.
anneni de böyle üzdüler oğlum
canlarından bezdiler oğlum
babalar dere tepe gezdiler oğlum
hak mı hukuk mu bu
İş bununla da bitse iyi. Daha aileye kendini beğendirmek, kızın sözünü almak var. Söz, nişan, düğün-dernek var. Nikahta “EVET” dedirtebilmek var. Yani anlayacağınız erkeklerin bütün bu süreçlerin gerçekleşebilmesi için kadınları ikna etmesi gerekiyor. Buda her babayiğidin harcı olmasa gerek.
Aslında hiçbir kadın evlenmek için can atmaz. Hatta bu kadınların yanlış bilinen bir özelliğidir. Çünkü kadınlar erkekler gibi basit düşünmezler. Son derece detaylı düşünmek hususunda rakip tanımazlar desek aslında daha doğru olur. İşte bu yüzden kadınlar evlilik konusunda ince eleyip, sık dokurlar. Bütün kadınları tek paydada birleştiren tek bir özellik vardır. O da evlenecekleri erkeklerde aradıkları özellikler...
hadi ordan hadi bize masal anlatma
adalet istiyoruz aklını oynatma
hazır ol isyan çıktı güzelim
boşyere mercimeği fırına veripte kaynatma
Öncelikle bir kadın yanında taşıyabileceği bir adamın kocası olması ister. Çünkü kadın kendini taşımayacak bir koca adayını sevmek şöyle dursun, yanına yaklaştırmaz.
Kadın, kendisi için en ideal koca adayını aradığı gibi doğuracağı çocuklar için de en ideal baba adayını arar. Eğer adam ideal bir baba görüntüsü vermezse, kadın tarafından tercih edilmez.
hadi güle güle git bakalım
adamını bulacağız en hasından
aleme de haber uçurduk dedik ki
maçolar düşsün yakamızdan...
Kadın, sadece koca ünvanını göğüsleyecek bir erkek değil, aynı zamanda kendisini sevecek bir sevgili ister. Bu adam kadına deli gibi aşıksa eğer bu ilişki tadından yinmez.
Kadın, kendine deli gibi aşık olan bir erkek ister. İster istemesine de aynı zamanda bu adamın ayaklarının yere basmasını da ister. Yani işi gücü olan, kariyer sahibi bir erkek olması tercih sebebidir. (Şimdi diyeceksiniz ki işsizliğin tavan yaptığı bir ülkede kariyer saibi koca nerden bulunur? Elçiye zeval olmaz. Benden söylemesi. Gerisi sizi ilgilendirir. Size kariyerli ve ideal bir koca bulmanın sırlarını verecek değilim. Herşeyi devletten beklemeyin .)
yuh sana yuh yuh sana be adam
bu devirde bile hala ya
hem evde hem işte hem de döşekte
fazla mesai oh ne ala ya
yapmıyoruz size nikah mikah
talim terbiyeye şikayet ediniadeyi itibar istiyoruz beyler
kavgaysa kavga buyrun gelin.....
Bütün bu saydığım özellikler bir erkekte mevcut ise o erkek evlenicek erkektir. Yok değilse kendini öyle zannetmektedir.
Bir de erkekleri evlilik için ikna etmeye çalışan saksı kafalı kadınlar vardır. Saksı kafalı diyorum çünkü hiç akılları çalışmaz bu kadınların. Bu kadınları ayrı bir kategoriye koymak gerek çünkü kadınların bu cinsi saplantılıdır. Nasıl ki papağanlar bir kelimeyi diline dolar, defalarca söylemekten bıkmaz... Bu kadınlar da işte öyledir. Bu kadınların gerçekleştirdikleri evlilik türünü de kısaca mantık evliliği olarak adlandırıyoruz. Normal kadınların tercihi de haliyle aşk evliliği oluyor.
Siz siz olun saksıyı çalıştırın ve aşk evliliği yapın. Çünkü bir erkeğin çoraplarının kokusuna ancak ona aşıksanız dayanabilirsiniz!
Not:
Benim tercihim hem evlenicek erkek hem de eğlenicek erkekten yana. Yani her iki özelliği de bünyede bulunduran erkek modeli. Çifte kavrulmuş fıstıklı lokum tadında!
Wednesday, June 13, 2007
“Nefret; çok kuvvetli bir heyecandır.”
Nefret etmek, nefret edilmek... Hayatımızın olmazsa olmazlarından. Gerçekleri konuşalım: Herkese kendimizi sevdiremeyiz. Hem kimse kimseyi sevmek zorunda değil. Acı ama gerçek. Bu acı gerçeği eninde sonunda kabul etmemiz gerekir.
Kime sorsanız nefret hakkında pek de iyi şeyler söylemeyecektir size. Kolay kolay birinin gözlerinin içine bakarak “Senden nefret ediyorum!” demek de her babayiğidin harcı değildir. Bazen insanın canı da istemiyor değil hani böyle birşey yapmak. Ama yapamıyor işte... Nezaket el vermiyor nefretini haykırmaya...
Hep bir ümit uğruna yaşıyoruz hepimiz
Mutluluğun ardından koşuyoruz hepimiz
Kimi pulda parada aşkı arar kimimiz
Düşünür kara kara ağlar çaresiz
Bazı duygular vardır ki insanı hayata tutundurur. Aslında nefret de tam böyle birşey. Hafızanızı şöyle bir yoklayın bakalım. Hırs ve nefret duyguları ile elde edilmiş mevkiler bize hiç de yabancı gelmiyor aslında . Tıpkı “Bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı!” sahnesi gibi...
Şu sıralar miskin bir kedi (Örn. Garfield) gibi televizyon karşısında kıvrılmaya bayılıyorum. Geçenlerde gene o kanal senin, bu kanal benim gezinirken 1974 yapımı bir Ertem Eğilmez filmi yakaladım. Haliyle sevinçten dört köşeyim. Artık ne oluyorsa. Sanki Milli Piyango’dan büyük ikramiye bana çıktı?! Filmin başrollerini Tarık akan ve Selma Güneri paylaşıyor. “Tadından Yinmez!” diye bi sevinç çığlık atıp, iyice yerleşiyorum koltuğa.
Aşk, ihtiras ve nefret... Tam da ruh halime hitap eden bir film “Boşver Arkadaş”. Filmde Selma Güneri’nin oynadığı karakter tıpkı ben. Saklayacak değilim; kıskanç bir kadınım. Biraz da şımarık. Aslında biraz demek hafif kalır ama neyse demiş bulunalım. Sevilmediğimde huysuzlanır, hırçınlaşırım. Bazı zamanlarsa ilgi manyağı olurum. Senenin oniki ayı da miyavlarım. Bariz kedi özellikleri. Bir dama çıkmadığım eksik. O da olmayıversin. Hoş çocukluk yıllarımda ne tırmanmadık ağaç nede çıkmadık dam bıraktım...
O yüzden filmi sahiplenmem, benimsemem çok da zor olmuyor. Ne iyilikten sıyırmış Pollyanna görünümlü bir melek nede kötü bir cadı. Yani anlayacağınız ortaya karışık bir karakter. Tam kıvamında ve olması gerektiği gibi.
Lafı çok uzatmadan filmin konusuna dönelim. Ferit ve Alev yıllar önce birbirlerine aşık olurlar ancak Alev daha lüks bir hayat için Ferit'i terkeder. Mantıklı bir seçim fakat herşey para değil ki!... Para ile saadet satın alınmıyor ne yazık ki... Bu da acı bir gerçek.
Ağlama arkadaş ağlama aşk için
Şu kısacık hayatta bu yaşlar niçin
Ağlama arkadaş ağlama aşk için
Bu günler geri gelmez gider gençliğin
Ah bir Zengin Olsam
Aradan zaman geçer ve fakir ama gururlu genç Ferit, Selim’le çalışmaya başlar ve bir akşam arkadaşının karısıyla tanışmak için Selim’in evine gider. Kader Ferit’in karşısına paralara düşkünlüğü ile tanıdığı bip bip para geldi, cepten para geldi – Garanti Paramatik Alev’i en yakın dostunun karısı olarak çıkarır...
Boşver boşver arkadaş başka bulursun
Bütün kalbin sevinçle neşeyle dolsun
En kötü günlerimiz hep böyle olsun
Mutluluklar bizimle elem yok olsun
Alev, Selim’e Uludağ’a gitmek istediğini söyler. Nitekim Selim, Avrupa’da bir işi çıktığı için Alev’i en yakın dostu ve sağ kolu olan Ferit’le Uludağ’a gönderme kararı alır. Uçakta Ferit ile Alev tatlı tatlı didişmeye başlarlar. Alev Ferit’i kızdırmak için elinden geleni ardına koymaz. Lolipop bile yalar... Henüz Magnum yok tabi piyasada. Magnum icat oldu, mertlik bozultu zaten... Lolipop, çocuksuluğun ve masumiyetin simgesi. Magnum ise kadınlığın ve seksapelliğin. Şimdi daha iyi anlıyorum geçmişe duyduğumuz özlemin nedenini...
Kapılma hayallere birgün dönecek diye
Haydi sil gözlerini bakma maziye
Sakın kanma bir daha kanma tatlı sözlere
Bu ders olsun sizlere yaşlı gözlere
Alev, Uludağ’a gelmiştir gelmesine ama kayak yapmayı bilmez. Hemencecik kendisine bir kayak hocası tutar ve Ferit’i kıskandırmak için hoca ile oldukça samimi görüntüler verir. Kayak yapmayı öğrenirken ayağını incitmiştir. Hocası Alev’i kucağına alır. Hocanın kucağında gören Ferit’in anılar gözlerinin önünde bir film şeridi gibi geçmektedir. Coşkun Sabah’ın Anılar’ı da ne güzel giderdi bu sahneye ya orası ayrı mesele...
Akşam olduğunda Ferit, Alev’i bulamaz ve hiç vakit geçirmeden aramaya koyulur. Ferit, Alev’i kendinden geçmiş bir şekilde karların üzerinde yatarken bulur ve hemen kaldıkları otele getirir. Alev’in üstünü yavaşça soyan Ferit, elinde karlarla Alev’e masaj yapar. Masaj yerini okşamaya ve sevmeye bırakır. Ferit, niyeti bozmuştur.
Alev kendine geldiğinde Ferit yanından kalkar ve kapıya yönelir.
Alev, Ferit’in arkasından “Ölseydim ağlar mıydın?” diye sorar. Ama cevap alamaz.
Ağlama arkadaş ağlama aşk için
Şu kısacık hayatta bu yaşlar niçin
Ağlama arkadaş ağlama aşk için
Bu günler geri gelmez gider gençliğin
Ferit, Alev’i unutamayacağını anlar. Fakat Alev’in ne yapmak istediğini de kestiremez. Bu durum onun için içinden çıkılmaz bir durum haline gelmiştir. Ve annesiyle dertleşir. Annesine: “Alev ne yapmak istiyor? Sevse böyle yapar mı?” diye sorar ve ardından ekler: “Bir oyun oynadık, ikimizde kaybettik. Gururumuzun kurbanı olduk. Onu çok seviyorum. ”
Selim, Avrupa’dan döner. Alev, Ferit’i Selim seni çağırıyor diye eve çağırır. Ferit’e içki ikram eder ve kinayeli bir şekilde konuşmaya başlar. Daha sonra pikaba İlhan İrem’in plağını koyar ve “Boşver boşver arkadaş başka bulursun” nağmeleri eşliğinde dansetmeye başlar. Ve dansederek yatak odasına çıkar. Alev’in arkasından yatak odasına giden Ferit, Alev’i kocasına götürmek ister. Alev ise Ferit’i hala sevdiğini itiraf eder ve öpüşmeye başlarlar...
Tam bu sırada kaçak malları limanda polis baskınına uğrayan Selim gelir. Polis, Selim’in peşindedir. Bu yüzden vakit kaybetmeden evden çıkar. Ferit de Selim’in peşinden gider. Amansız bir takip başlamıştır. Selim, limana gelir ve tekneyle kaçar. Ferit ve polisler Selim’in ardından bakakalır. Bu arada polisler de boş durmaz ve boğazda Selim’i kıstırmayı planlarlar. Fakat Selim tekneyi patlatarak, intihar süsü verir.
Selim’in aralarından çekildiğini düşünen Ferit, Alev’in evine gelir ve duygularını Alev’e açar. Diyalog şöyle gelişir:
Ferit - Girebilir miyim ?
Alev - ....Ferit - Özür dilerim. O geceden beri hiç görmedim seni. Çünkü haklıydın. Hep tuttum kendimi sana karşı.
(Kısa bir sessizlikten sonra...)
Ferit - Çok kısa bişey n'sorucam ... Sen de öyle cevap ver olur mu ?
Alev - peki ...(Yine sessizlik ...
Tam bu sırada "Boşver Arkadaş” şarkısı duyulmaya başlar: "Hep bir ümit uğruna yaşıyoruz hepimiz ...")
Alev - Bekliyorum. Sor!
Ferit - N'sana olan en gerçek duygumu öğrenmek ister misin ?
Alev - Evet, isterim.
Ferit - Seni çok seviyorum. İnan bana. İster misin sevgimi ?
Alev - İsterim. Bütün kalbimle ...
Ferit - N'bilirim. Çok şey istersin sen.
Alev - Anlayamadım ...
Ferit - Mesela beni istersin.
Zengin bi koca istersin. Para istersin.
(Sessizlik... Sessizlik kuvvetlenen müzikle bozulur...)
Ferit - Kocana ihanet etmek istersin. Ama aslında bi tek şey istiyorsun sen. Şimdi onu veriyorum sana ... Şlakkkk!!!
Ve atılan tokatların etkisiyle Alev sanki sarsılmıyor adeta dansediyor. Bu filmde ki tartışmasız en akıllara zarar sahne Ferit’in Alev’i dövdüğü sahnedir. Dayaktan ziyade sanki modern dans icra ediliyor gibi bir etki bırakıyor izleyici üstünde.
O unutulmaz sahne internetin o çok sevdiğimiz video sitesi You Tube’da yer alıyor pek tabii. İşte linki: http://www.youtube.com/watch?v=zloo2vm7j70
Boşver boşver arkadaş başka bulursun
Bütün kalbin sevinçle neşeyle dolsun
En kötü günlerimiz hep böyle olsun
Mutluluklar bizimle elem yok olsun
Daha sonra Ferit limana gelir. Alev’de Ferit’in arkasından limana gelmiştir. Alev, yaptığı herşeyin Ferit’i kıskandırmak için olduğunu itiraf eder. Hayatında kimseyi Ferit kadar sevmediğini söyler. Ferit de Alev’in kendisini değil, parayı sevdiğini söyler. Bu konuşmanın ardından Alev, avukata gider ve kocasının mirasını reddeder. Ardından diskoya gider ve eskiden kendisinden hoşlanan birinin yanında alır soluğu. Adamdan kendisini eve yada otele götürmesini ister. Adamın kendisine tavırları karşısında ve umduğunu bulamamanın etkisiyle: “Beklediğim adam sen değilmişsin.” der.
Eve geldiklerinde Ferit’le gözgöze gelen Alev, Ferit’ten hesap sorar: “Hepinizden nefret ediyorum” der ve hıçkırarak ağlamaya başlar.
Ferit, yavaş yavaş eşyalarını toplar. Bir taraftan da bavulunu hazırlamaktadır. Uzaklara gidecek, aşkını kalbine gömecektir. Bavulunu alır ve evden çıkar. Evden çıkışta Alev ile karşılaşır.
(Kısa bir sessizlik...)
Alev: Bir yere mi gidiyorsun?
Ferit: Evet
Alev: Beni de götürür müsün?
“Bir adam iki kez ölmez!”
Sevgi dolu bakışmalardan sonra yelkenler suya indirilir ve Alev ile Ferit elele tutuşur. Saadetleri çok uzun sürmemiştir. Selim: “Durun bir yere gidemezsiniz!” diye bağırır ve silahını Ferit ve Alev’e karşı doğrultur. Haliyle çiftimize mutluluklar dileyeceği yerde yatak odasının hesabını sorar. Tam ateş edecekken Veli dayı çiftimizin imdadına yetişir ve Selim’i bıçaklar. Olay yerine anında polisler intikal eder ve “Bir adam iki kez ölmez!” derler Veli dayıya. Yani bu Veli dayının yırttığına, adam öldürmekten hapis yatmayacağına delalettir.
Artık çiftimizin mutlu olması için ortada hiçbir engel kalmamıştır. Mutlu son gerçekleşmiştir. Derin bir nefes alınır, yüzde kocaman bir tebessüm oluşur. Sanki üzerimizden ağır bir yük atmışçasına hafiflenilir. İşte gerçek mutlu son budur!..
SON!
FİLM KÜNYESİ
///////////////////////////////////////////////////////////////
Yönetmen Zeki Ökten
Senaryo Yazarı Ergin Orbey
Tür Duygusal
Oyuncu/Filmdeki Karakteri
Tarık Akan: Ferit
Selma Güneri: Alev
Kadir Savun: Veli dayı
Reha Yurdakul: Patron selim bey
Turgut Boralı: Ferit'in babası
Reha Kıral: Ferit'in annesi
Hüseyin Kutman: Komiser
Metin Çekmez: Ferit'in arkadaşı Kamil
Hasan Ceylan: Selim'in sağ kolu Davut
Hakkı Kıvanç: Rıza Kaptan
Lütfü Engin: Polise yem olarak kullanılan Kazım
Haydar Karaer: Fötr şapkalı komiser yardımcısı
Mustafa Yavuz: Rıza kaptan'ın adamı
Coşkun Göğen: Ferit'in arkadaşlarından
Yılmaz Kurt, Niyazi Gökdere, Tevfik Şen: Selim'in adamları
ESER
Yapımcı: Ertem Eğilmez
Müzik: İlhan İrem
Görüntü Yönetmeni: Erdoğan Engin
Yapım: Arzu Film
Cinsi: Sinema
Vizyon Tarihi: 01.04.1974
Özellik: Renkli
Ülke: Türkiye
Tuesday, December 12, 2006
Kalçalar Yalan Söylemez
Ramazan ayında atılacak son başlığı atmış bulunmaktayım. Zekeriya Hoca’ya sordum, bu başlık orucu bozmazmış. Cüppeli Ahmet Hoca’nın da görüşlerini alacaktım ama kati suretle izin vermeyeceğini bildiğim için buna yeltenmedim bile.
Şimdi ramazan ramazan bu kudurukluk nereden geliyor önce ona bir açıklık getireyim. Şu sıralar ev taşıma işleri ile meşgulüm. Bu yüzden kısa bir süre için amcamlarda ikamet ediyorum. İstediğim gibi bir ev bulur bulmaz;
“ Ada sahillerinde bekliyorum
Her zaman yollarını gözlüyorum...”
Şarkısını ağzıma pelesenk yapacağım. Şimdiden boş durmayıp, egzersizlere başladım bile.
Gelgelelim kalçaların neden yalan söylemediğine. Benim sevgili yengemin adı Şakire olup, kendisi yıllardan beri Salim amcamla seviyeli bir ilişki yaşamaktadır. Öyle ki bizimkilerin yıllara meydan okuyan aşkı, birçok çifte örnek gösterilmekte. “Buraya kadar herşey iyi güzel de, problem nerede?” diye soruyorsunuz doğal olarak. Problem şurada ki; şu sıralar gezme olaylarını bir hayli abartmış durumdayım. Pek tabii ki buda yengemin gözünden kaçmıyor haliyle. Kendimi gezmelere o kadar kaptırmışım ki evin yolu ne tarafta diye sorsalar söyleyemem vallahi.... O kadar yani :)
Yengemi severim. Kendisiyle sık sık cilveleşiriz. Aşk hayatım ondan sorulur. Ne oldu bittiyse, tek tek anlatırım. Tabii ki her detayı değil. Arada muhakkak atladığımız şeyler de oluyor... Birlikte dedikodu yapmaya bayılıyoruz. Hele ki dizi izlemelerimiz?.. Oraya hiç girmeyeyim...
Yengemi severim, Shakira’yı da. Hele ki Shakira’nın ‘Hips don’t lie’ yani türkçe deyişiyle ‘Kalçalar yalan söylemez’ şarkısını. Şarkının klibini sık sık izler, Shakira’nın kıvrak figürlerine eşlik ederim. Kıvıra kıvıra yengemin Şakire ismi, oldu mu size Shakira..?
Aslında Shakira’nın derdi benimle daha az vakit geçirmek durumunda kalması. Birlikte iftarlara gidemememiz, misafirleri birlikte karşılayamamamız, efenime söyleyeyim benim aşk hayatımı konuşamamamız onu son derece üzmüş...
Gezmelerime şu sıralar etrafta salgın olarak dolaşan grip hastalığı yüzünden biraz ara verdim. Allahtan hastalığı kısa sürede atlattım, toparlandım sayılır. Shakira’da bu durumdan son derece memnun çünkü birlikte daha fazla vakit geçiriyoruz.
Niyeti bozdum
Bu sene bana bir haller oldu. Her yıl kesintisiz bir ay boyunca oruç tutan ben, zayıf düşen bünyeme yenik düştüm. Bütün aile beni münafık ilan etmiş durumda. Neymiş efenim her halukarda oruç tutulurmuş. Sanki biz bilmiyoruz orucun hangi hallerde tutulup, hangi hallerde tutulamayacağını...
Huyum kurusun doğru bildiğimden eskiden beri şaşmam. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar ama benim keçi inadım karşısında dağlar dayanmaz. Kimse de beni dokuz köyden kovamaz.
Friday, August 25, 2006
Erkeklerin Mumu Yatsıya Kadar Yanar!..

Siz söylemeden hemen duruma açıklık getireyim. Başlığın doğrusu şu şekilde olacaktı: “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.”
Zaman her şeyi değiştiriyor, atasözlerini de... En çok da bizleri değiştiriyor. Bazen eski fotoğraflara bakıp, nostalji yapıyorum da... Neleri bırakmışız geride... Bugünü yaşıyorken yarın çok uzakmış gibi geliyor. Halbuki bugün o gelmeyecek gibi yarınları geride bıraktık.
Bir sürü üzüntü, kalp kırgınlığı... Bir o kadar da ağzımızın kulaklarımızla birleştiği zamanlar...
Bir yazımda şöyle demişim: “Bir sevgilim olsun, ballandıra ballandıra anlatacağım sizlere. Bol dedikodulu günler geçireceğiz. ” Hevesim kursağımda düğümlendi. Neden mi? Söyleyeyim: Aslında ne kadar mutlu olduğumu anlatan, buram buram aşk kokan bir yazı yazacaktım. Kısmet değilmiş, artık bununla idare edeceksiniz. Hem hangimiz mutlu ki aşk hayatında?!
Neyse konuya gireyim. Mevzu fazlasıyla uzadı... Aşık oldum, çok sevdim... O da beni sevdiğini söyledi defalarca. Ne zamandır ayaklarım bulutların üstündeydi. Onunla birlikteyken çok mutlu oluyordum. İri zeytin gibi gözlerine baktıkça içimden onu ne kadar çok sevdiğimi tekrarlıyordum. Hatta olayı abartmış, onunla daha fazla vakit geçirebilmek için İzmit-İstanbul hattında sürekli seyahat etmekten de geri kalmamıştım. Aşık olunca böyle oluyorum, ne yapayım... Normalde zaten deli doluyum. Aşık olduğumda ise dar geliyor dünya...
“Nurhan Demirel ismi size ne hatırlatıyor?” diye 100 arkadaşıma sorsanız, 99’u uzağı göremez ve çok unutkandır der. İşte bu unutkanlığım sebebi ile çok önemli şeyleri bir taraflara not etmek zorunda kalıyorum hep. Bu yüzden yalan söyleme olasılığım “sıfır”.
Çünkü biliyorum ki yalan söyleyen bir kimsenin hafızası çok iyi olmalı ki söylediği yalanı unutamasın.
Şu hayatta en nefret ettiğim şeylerden biridir yalan. Nitekim önceleri masum görünen beyaz yalanlar bile insanın başına türlü çoraplar örer. Tıpkı benim sevgilimin başında ki rengarenk çoraplar gibi...
Beni bu kadar üzen, kahreden aslında küçücük ve gereksiz bir yalan. Ama ne yapayım bu yalanın küçüğüne de büyüğüne de tahammülüm yok!.. Sevdiğimin gözlerinin içine baktığımda, soru işaretleri görmek istemiyorum.
Yalan, insanın içini büyük bir acıyla kaplamasına neden oluyor. Ortaya çıktığında insanın ciğeri yanıyor. Hele ki bunlar seri şekilde olduğunda ve hızına yetişemediğinizde içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Hem neden yalan söyleme ihtiyacı duyuyor ki insanlar anlamıyorum?! Bir aşağılık kompleksi mi yoksa kişilik çatışması mı?
Şundan da hiç hoşlanmam. İdeal insan olma ölçütlerinden birisi herkese göre yalan söylememektir. O halde herkes neden dur durak bilmeden yalan söyler? Bu ne yaman çelişkidir?!
Şimdi canım çok acıyor. Bu yalan beni fena sarstı. Hatta ayrılık düşünmeme neden olacak kadar. Bu konuda çok katı olduğumu fark ettim, asla tahammülüm yokmuş meğer. Siz siz olun, yalan söylemeyin bana... Belki gerçek çok üzebilir beni ama gerçek olmayan bir şeye sevinmemden daha iyi gerçeğe üzülmem...
Ayrılık fikri bile beni benden alıp, üzüntülere sürüklüyor. Şu Japon çizgi filmlerinde ki gözlerimden yaşlar sağlı sollu, fıskiye misali kendini bırakıyor dışarı. Hande Yener şarkıları dinleyip, ayrılık acımı bastırmak istemiyorum. Daha fazla acısın istiyorum canım.. Daha fazla hissedeyim insan olduğumu. Biraz arabesk olmak istiyorum: Gönlüm her nedense Müslüm Baba dinlemeyi arzu ediyor... Normalde hiç yapmadığım bir şeydir ama artık nereden çıktıysa?! Bu aşk huyumu, suyumu değiştirdi benim...
Bir arkadaşım bana sevgilisinden ayrıldığı ve duygularının çok yoğun olduğu biranda yaptığı bir çalışmayı gönderdi...Allah’ım zaten salya sümük olmuşum ağlamaktan, bu hüzünlü şiir beni hep dağıttı... Merak edenler şu linkten dinleyebilirler o güzel şiiri: http://www.kunstencultuur.com/dusler/
Bazen ne gelirse başıma aptal sarışın olmadığım için geliyor diye düşünmeden edemiyorum. Ne var bir şeyi de daha az bilsem. Kafam daha az çalışsa hain planlara. Yok olmuyor, illa ki Dedektif Gadget ruhum iş başında olacak!..
Şimdi ne yaparım, ne karar vermem gerekiyor bilmiyorum. Yüreğimin sesine bakılacak olursa eğer çoktan atılmıştım sevdiceğimin boynuna!.. Dinlesem mi ki ne? :) 
********************************************************
Bu yazının üzerinden 2 kavga daha geçti ve bitti. Detayları hiç sormayın. Gökhan Dağdelen ile ilişkim bitmiştir ve uzun süre hayatıma birisini sokmayı düşünmüyorum. Lütfen ısrarla etrafımda dolaşmayın, şansınızı zorlamayın.
Bir ihtimal daha önce aşık olduğum ve çok sevdiğim biri ile birşeyler olabilir, kim bilebilir ki... Bu konu ile ilgili en yakın zamanda aydınlatacağım sizleri...
Beni izlemeye devam edin :)


